Tuzaklara Takıla Takıla
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 18.12.2015
Tuzaklara Takıla Takıla
Rusya’nın Akdeniz’e bu kadar güç yığınağı ile ineceği tahmin edilemiyor değildi.Açık açık, Suriye’nin kendileri için bir ulusal menfaat meselesi olduğunu, tolerans sınırlarını aşan bir dış müdahale olması durumunda hemen Akdeniz üzerinden bu ülkeye gireceklerini söylüyorlardı. Sağ gösterip sol vurmadılar. Açık açık stratejik adımlarının yön ve koşulunu, “stratejik ortak” bildikleri Türkiye dahil, tüm dünyaya duyurdular. Kendi kulaklarımla bile duyduklarımı, bu sütunlarda sık sık yazdım.

Bile Bile Lades Demiştik Ya!
Türkiye’nin Suriye politikasının ön tekerleği işte bu yüzden hava kaçırıyordu. Neden biz kendi ülkemizin ali menfaatlerini gözetmedik ve Rusya’nın bir de Güney sınır komşumuz haline gelmesine engel olamadık?

Şimdi artık Rusya’nın Suriye’deki varlığının, bir daimi danışmanlık ve bir deniz, bir de hava üssü sahibi olmaktan çok daha öte ve kalıcı olduğu kabul edelim. Üstelik, bu yaptırımların yıpratıcı gölgesinden çıkmaya hazırlanan İran için de geçerli. Tabii baş rol oyuncusu oyunu kurup, Batı’ya kendi rızası ile figuran rolü veren de Rusya.

Biz neden bunu “stratejik” çıkarlarımız açısından öngöremedik ve çıkan çıngardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışmadık? Bütün bu soruların yanıt ve sorumluluklarını konuşmaya gerek yok. Geçmilte Irak tuzağından kendini koruma basireti gösteren Türkiye, Suriye’de maalesef tuzağa düştü.  Bizleri, şimdi sadece, Türkiye’nin genel, ama çok daha ciddi boyutları ile, Suriye ve Irak sınır bölgelerindeki özel sorunlar ve iç savaş tehlikesi ilgilendirmeli.

Rusya ve İran’a İhale Edilen bir Suriye
Amerika’yı Orta Doğu’dan olabildiğince uzak tutmaya çalışan Obama yönetimi, Suriye meselesini zaten Rusya’ya gönül rızası ile ihale etti. Artık enerji kaynakları açısından ihtiyacı olmayan bu bölgede, insan, sermaye ve zaman kaybını istemiyor. Geç olmakla birlikte Orta Doğu kökenli teröre kapılarını kapamak için, tereyağdan kıl çeker gibi çıkmaya çalışıyor. Elbette bu zor. Ama Obama Orta Doğu batağından olabildiğince kurtulmuş bir şekilde kendisinden sonra gelecek Başkan’a yönetimi devretmek istiyor. Amerika’da gelenek, usul ve teamül bu. Devr-i sabık, bir  enkaz devri olmamalı. Her Başkan, bir sonraki yönetime devrettiği düzgün koşullarla anılmak istiyor.Amerika’nın bu fevkalade tutarlı yaklaşımı kendi ali menfaatleri için iyi. Ama Türkiye için tuzak.

 Orta Doğu’ya Kendinden Menkul bir Ortak Güç bir başka Tuzak
Böyle bir gücün oluşturulması hanidir düşünülüyordu. Orta Doğu yorgunu ABD bu tasarımı Batı’lı müttefiklerine benimsetmeyi yaklaşık 10 yıl kadar önce başarmıştı.Ama o zaman düşünülen sadece ve sadece işbirliği ve dayanışmayı da destekleyecek olan bir “barış gücü” tesisisiydi. Batı neden sayısı azalan genç nufusunu Orta Doğu cehennemine yollasındı? Ancak bu düşünce hiç bir zaman hayata geçirilemedi. Bundan sonra düşünülen “Arap Orduları” fikri de neşv-i nüma bulamadı.Sebep malum. Tek tip Arap yok ki! Ceste ceste. Her birinin çıkarı birbirinden farklı, hepsi birbiri ile kavgalı.

Amerika bu Arap Orduları işi tutmayınca şimdi bu defa “Sünni Orduları” diye bir türkü tutturdu. Bu fevkalade bölücü ve mezhebin kendi içindeki farklılaşmaları bile hesaba katmayan, tez çatışma olasılıklarını gözetmeyen bir başka oyalamaca adım. Ama Türkiye böyle bir ordunun komutanı olmaya kalkarsa, bu en büyük tuzaklardan bir başkası olacaktır.

 Tarihi boyunca hep Balkan kökenli askerleri yöneten, Arap veya Sünni orduları diye bir kavramı hiç benimsememiş bir strateji(tabiye)mirası, böylesine mesnetsiz bir Amerikan uydurmasının peşine takılırsa, bu tuzaktan öte büyük bir tuzak olur Türkiye için.

 Suriye’den Öte Atılan Her Adımda Risk Var
Bir de şu Hint okyanusundaki üs mevzuu var. Bize sunulan her yeni fikre, güç gösterisi için yeni bir fırsat gözü ile bakıyor, gücümüzün boyutunu, yaratacağı sonuçları ve yükleyebileceği büyük sorumlulukları düşünmeden işe giriyoruz. 2014 yılında Katar ile yapılan ve mütekabiliyete dayanan anlaşma ne zaman mecliste onandı hatırlamıyorum. Belki onanmadı bile. Oysa Hint okyanusunda 3000 asker ile başlatılacak bir Türkiye askeri üssü, herşeyden önce 2003 yılından beri Hindistan ile üs müzakeresi yürüten, sonunda Narendra Mori ile uzlaşmanın eşiğine gelen ve Hint Okyanusu’nda, korsanlarla mücadele gibi bir meşru misyon açıklayan Rusya’nın, Seyşel adalarında kurmayı planladığı üssün temel harcı olacak. Ya Katar’ın Türkiye’de üs kuracak olmasına ne demeli?

İşte bu da size bir okyanus tuzağının ilk ayağı. Bir diğer ayağı ise, aslında İran ile araları bir nebze düzelen Katar’ın, Türkiye kalkanını yine de hemen önüne kurmaya teşne olmasından kaynaklanıyor. Katar’ın  bu adımı, Amerika’nın inayeti ile Türkiye-İran ilişkilerini yeni bir tuzağın eşiğine getiriyor. Tabii Amerika da hala, için için nükleer silah üretebilir diye baktığı İran’ın karşısına, şimdi Atom Enerjisi Kurumu(IAE)nun denetimi yanısıra, bir de Türkiye’nin yakın denetimini  yerleştirmeyi hesaplıyor.

Biz hep başkaları hesabına risk almak zorunda mıyız? Bu tuzaklara takılmak zorunda mıyız? Bunu hangi gerekçe ile yapıyoruz? NATO mu? Bu NATO ittifak anlaşmasının neresinde yazılı? Zaten NATO Kuzey Atlantik ittifakı, Batı Hint Okyanus’u değil. Tuzaklarla dolu alanlarda atılan adımlar hiç güvenli değil.
 
Diğer Yazıları
© 2017 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC