Bulgaristan Başmüftülüğün Dünü Bugünü
Şabanali  Ahmed
Şabanali Ahmed
Yayın Tarihi : 24.5.2013
Bulgaristan Başmüftülüğün Dünü Bugünü
BULGARİSTAN BAŞMÜFTÜLÜĞÜNÜN DÜNÜ BUGÜNÜ
                                                     
Bugünkü Bulgaristan’da, Müslümanların topluluklar halinde görülmeleri Osmanlı Devleti sayesinde olmuştur. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Şah’ın Trakya’ya geçmesi ile başlayan Balkan fetihleri, daha sonra devam etmiştir.   
        
1363’te Eski Zağra, 1372’de Köstendil, 1382’de Sofya, 1388’de Bulgaristan Krallığı’nın merkezi Tırnova fethedilmiş, 1389 Kosova Zaferi ile de bugünkü Bulgaristan’ın tümü Osmanlı toprağı haline gelmiştir. Birinci Kosova Zaferi, başta Bulgaristan olmak üzere tüm Balkanlar’da 500 yıl sürecek Türk-İslâm hâkimiyetini başlatmıştr.

Fethedilen bu toprakların İslâmlaşması, öncelikle Osmanlı’ların, Bulgaristan’da izlediği iskân politikası sayesinde olmuştur. Değişik zamanlarda Anadolu’dan çok sayıda Müslüman – Türk, Bulgaristan’ın hemen hemen tamamında iskân edilmiştir.
 
Bulgaristan Topraklarında Müslüman Topluluğun Oluşumu ve Berlin Antlaşması Süreci
 
XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Tuna ve Doğu Rumeli Vilayetlerini oluşturan sancaklarda yaşayan Müslüman nüfûsun 1.800.000 civarında, buna mukabil Bulgar nüfûsun 1.613.000 olduğu görülür[1]. İşte böyle bir nüfûs dağılımı varken başlayan Bulgar isyanları ve 1877–1878 Osmanlı – Rus Savaşı bu topraklarda yaşayan Müslümanlar açısından çok önemli sonuçlar doğurdu.Savaştan önceki isyanlar sebebiyle başlayan Anadolu’ya doğru  göçler, savaş ortamında artmış, savaş sonrasında da devam etmiştir.

Savaşın, Bulgaristan ve hatta bir bakıma bütün Balkanlarda bulunan Müslümanlar açısından en önemli neticesi, 3 Mart 1878 yılında imzalanan Ayastefanos Antlaşması’yla[2] “Büyük Bulgaristan’ın” kurulmuş olmasıdır. Bu konuda çok cömert davranıldığı anlaşılmaktadır. Zira az veya çok, Bulgarların yaşadığı her bölge, bu yeni devletin sınırları içine alınmıştır. Bulgaristan sınırları, kuzeyde, Sırbistan’dan başlayıp, Tuna nehrini izleyerek Karadeniz’e ulaşıyordu. Güneyde ise, Ohri gölünden, Ege Denizi’ndeki Kavala limanı da dahil olmak üzere, Edirne’nin kuzeyinden, yine Karadenize uzanıyordu.

Bu antlaşma, Rusya’nın uzun süredir izlediği Panslavizm politikasının bir zaferi olmuştur. Rusların, Şark Meselesi’ni istedikleri gibi çözmeleri İngiltere ve Avusturya’nın itirazına sebeb olmuş, çünkü İngiltere, Bulgaristan’ın Ege’ye açılmasına, Avusturya da, yeni kurulan devletin büyüklüğüne karşı çıkmıştır[3].

Bunun üzerine Almanya’nın önerisi ile Ayastefanos Antlaşması, Berlin’de masaya yatırıldı. Osmanlı, Almanya, Avusturya, Macaristan, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya devletlerinin delegeleri, Berlin’de biraraya gelerek 13 Haziran’da başlayan kongre görüşmelerini 13 Temmuz 1878’de Berlin Antlaşması’nın[4] imzalanmasıyla sona erdirdiler. Buna göre “Büyük Bulgaristan”, Tuna Vilâyeti’nin Sofya, Vidin, Rusçuk, Tırnova ve Varna sancakları üzerinde kurulu 63.972 kilometrekarelik bir Bulgar Prensliği’ne dönüştü. Filibe ve İslimye sancakları demek olan Şarkî Rumeli Vilâyeti (32.594 km²) Bulgaristan’dan ayrılarak özerk bir Osmanlı vilâyeti haline geldi. Prensliğin kuruluşunun daha ilk yıllarında ortaya çıkan politik, kültürel ve ekonomik koşullarda Müslüman topluluğu, çözüm aranan aktüel problemlerden birisi olmuştur. Bulgar Prensliği’nin kesin kuruluş vesikası olan Berlin Antlaşması bu yerlerde kalan Müslüman toplumun haklarını, inanç ve ibadet hürriyetlerini, dinî teşkilâtlarını ve dinî/ruhani liderleriyle ilişkilerinin dokunulmazlığını antlaşmanın 4. 5. ve 12. maddelerinde garanti altına almıştır. O zamanlarda Bulgaristan Müslümanlarının ruhani lideri İstanbul'da bulunan Şeyhülislâm idi. Berlin Anlaşması'nın hükümlerine göre Bulgaristan Müslümanlarının ülke içerisinde kendi örgütlerini kurma imkânları olduğu gibi, İstanbul'da bulunan Şeyhülislâm ile de ilgi ve münasebet halinde bulunabilirlerdir. Antlaşmanın 5. maddesinde din ve mezhep ayrılığının, hiçbir surette mülkî ve siyasî haklardan faydalanmaya mani olmayacağı belirtilmiş ve şöyle ifadesini bulmuştur: Bulgaristanda ihtilafdin ve mezheb hiç kimse için mülkî ve siyasî haklardan istifadede ve hizmet-i umûmiye ve memuriyet ve şerefine nâiliyette veya her nerde olur ise olsun icra-yı hırfet ve sanâatte nâ-ehil tutulmaklığa ve mahrum edilmekliğe sebep addolunulmayacakdır.”

Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü'nün Kuruluşu
Bulgaristan Müslümanları cemaati son derece önemli bir topluluk olup bünyesinde asırlardan beri Bulgaristan topraklarında yaşaya gelmiş yaklaşık olarak bir buçuk milyon Müslüman'ı barındırmaktadır. Bu itibarla Bulgaristan Müslümanları, sadece Bulgaristan'da yaşayan Müslümanlar için ilgi teşkil etmekle kalmayıp sık sık uluslararası sahnede, özellikle Bulgaristan ile Türkiye arasındaki münasebetlerde bir sorun olarak kendisini göstermiştir. Müslüman toplumunun hak ve salâhiyetleri, ikinci defa Prenslik Bulgaristan'ının "Temel Kanunu" olan Tırnova Anayasası'nın 42. Maddesinde de ele alınmıştır. Bulgaristan'ın bu "Temel Kanunu" uyarınca "Hristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin Ruhanî İdarelerine Dair Geçici Kurallar" kabul edilmiştir.

Daha önceden var olan şeriyye mahkemeleri, müftülükler ve vakıflar gibi İslâm müesseseleri, tüm bu gelişmelerden sonra Berlin Anlaşması'nın 5. Maddesi ve Tırnovo Anayasası'nın 42. Maddesindeki hükümlere, ayrıca çok asırlık İslâm ananelerine göre biçimlenmeye ve uyum sağlamaya başlamışlardır. 1879 yılında ilk Bölge Müftülükleri oluşturulmuş ve Müftüler halk oylamasıyla seçilmiştir. 14 Nisan 1879 tarihli yazısında Sofya Gubernatoru (bölge valisi), Rus Komiserine 29 Mart tarihli 192 No’lu yazıyla Millî Eğitim ve Din İşler Şubesi’nin çağrısına uygun olarak Müslüman muhtarların, imamların ve ileri gelenlerinin toplam 35 kişi olarak iştirak ettikleri Sofya Müftü seçiminde oybirliği ile Hâfız Sadullah Efendi’yi Sofya Müftüsü olarak seçtiklerini bildirmektedir[5]. Bu seçim, İstanbul’daki Rus Büyükelçiliği vasıtasıyla Şeyhulislâm tarafından tasdik edilmiş ve Sofya Müftüsü’ne bir menşur gönderilmiştir[6]. Sancakta bir müftü bulunur. Bu müftü Şeyhulislâm tarafından verilmiş ruûs veya menşur denilen icazetnâme sahipleri arasından ve o sancak halkı tarafından seçilir.

Müftü’nün ikametgâhı Sancak Mahkemesi’nin bulunduğu şehirdedir ve yönetimi bütün adlî sancağı ihata eder. Bulgaristan Prensliği’nde o zaman toplam 10 adlî sancak bulunmaktaydı. Bunlar: Sofya, Köstendil, Vidin, Vraca, Plevne, Tırnova, Rusçuk, Şumnu, Silistre ve Varna adlî sancaklarıydı. Her sancağın hangi şehirleri içine aldığı da tüzükte belirtilmiştir.

     Bu bağlamda Müslüman toplumu, 1880 yılında 10 Bölge Müftüsü seçmiştir. Bölge müftülerinin yönetim yerleri, Müslüman nüfusun en yoğun yaşadığı şehirler olmuştur. Bu dönemde Bölge müftülerinin Bulgar hükümeti ve Şeyhülislâm ile ilişkisini daha sonraları "Merkez Müftü" diye adlandırılan Sofya Müftüsü sağlamaktadır. 1880 yılında çıkarılan ve Müslümanları ilgilendiren 15 maddeden oluşan "Hıristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin Dini İdarelerine Dair Geçici Kurallar" 1895 yılına kadar yürürlükte kalmış, Müftülük teşkilâtı bu kısır mevzuata göre çalışmıştır. Bu düzenlemede dikkati çeken noktalardan birisi, müftülerin nasıl tayin edileceğinin açıklanmasına karşılık, görev süresi ve devlet görevlileri olarak hangi esaslara göre görevden alınacaklarına dair hükümlerin bulunmamasıdır. Bu en önemli iki eksiklik Hariciye ve Din İşleri Bakanlığı’na müftüleri görevden alma konusunda çok keyfi hareket etme imkânı vermişti. 1880 Geçici Tüzüğünde rastlanılmayan diğer bir husus da müftü vekilleri konusudur. Halbuki müftülük merkezi olan sancaklar dışında ihtiyaca göre müftü vekâletlerinin açıldığı bilinmektedir[7]. Bunun sebebi, müftü vekillerinin daha sonraki uygulamlarda oduğu gibi seçimle değil de atamayla göreve getirilmesi, ayrıca bunların atama ve azillerinin Prens tarafından değil, Hariciye ve Din İşleri Bakanlığı tarafından yapılması bu durumun en uygun izahı olmalıdır[8].

 Bulgaristan Prensliği’nde Müslümanların dinî idarelerine ilişkin ilk düzenleme olan bu tüzük, Bulgaristan’da Osmanlı’dan tevarüs eden kadılıkları kaldırmış ve onların görevini görüldüğü gibi, Bulgaristan’da Osmanlı’dan tevarüs eden kadılıkları kaldırmış ve onların görevini müftülüklere devretmiştir. Böylece müftülerin görev ve yetkileri genişlemiş, yalnız din işleriyle değil, hukuk işleriyle de görevli hale gelmişlerdir[9]. Nihayet, 15 Eylül 1895 tarihinde yayınlanan 63 No'lu Prens Buyruğu ile “Müslümanların Dinî İdarelerine Dair Muvakkat Tâlimatnâme” tasdik edilerek Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Bu talimatname merkezi Sofya’da bulunan ve Bulgaristan Müslümanlarının dinî önderlik merkezi olarak “Başmüftülük” kurumunu tesis etmekle birlikte, Müslüman topluluğu tarafından pek sıcak karşılanmamıştır. Bu tüzük Müslüman azınlığın, dînî açıdan bağlı bulundukları Şeyhülislâmlık ile ilişkilerini bir hayli kısıtlarken, Bulgar idaresine ve siyasetçilerine daha bir bağımlı hale getirmektedir. Hariciye ve Din İşleri Bakanlığı’nın hemen her hususta son merci olarak devrede olduğu görülmektedir. Bu durum İslam cemaatinin bağımsızlığına müdahale olarak algılanmıştır. Bu geçici Talimatnâme kısa vadede bazı yankılara sebep olmuştur. 1895 Geçici Talimatnâme’sinin 26 Eylül 1895’te Bulgar Resmi Gazete’sinde yayımlanmasından hemen sonra 10 Ekim 1895’te Osmanlı Sadareti, anılan talimatnâmenin bir suretini Şarkî Rumeli Vilayeti’nin merkezi Filibe’ye, oradaki Müslüman halkın meseleleriyle yakından ilgilenmek üzere, özel olarak görevlendirilmiş olan Ali Haydar Efendi’ye göndererek, tetkik edip, içerdiği hükümlere ilişkin görüşlerini rapor etmesini istemiştir. Ali Haydar Efendi Talimatnâme’yi inceledikten sonra, bunun başta müftüleri atama yetkisini Bulgar Prensliğine veren ve onların Meşihatla ilişkilerini büyük ölçüde zedeleyen ve ruhanî kişi ve kurumlara Bulgar idarecilerinin müdahele ve baskılarını büyük ölçüde arttıran maddeleri olmak üzere pekçok hükmün kabul edilemez olduğu, bunların hem kendi içinde çelişkiler içerdiği, hem de mevcud antlaşmalarla bağdaşmadığı değerlendirmesini yapmış, bunun üzerine Talimatnâme, onun tenkit ve önerileri ışığında Sadaret tarafından kurulan bir komisyon tarafından 1 Şubat 1896’da revize edilip yeniden formüle edilmiştir.
 
İstanbul Anlaşması İle Komünist Dönem Arasında Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü (1909 - 1944)
Bulgaristan Prensi Ferdinand, 1908 yılında Osmanlı Devletinde II. Meşrutiyetin ilan edilmesini fırsat bilmiş ve 22 Eylül 1908’de Prensliğe son vererek tam bağımsızlığını ve “Bulgarların Kralı” olduğunu ilan etmişti. Böylece Bulgaristan’ın, Osmanlı ile olan bütün bağları kopmuştur[10]. Bunun ardından Osmanlı Devleti ile Bulgaristan Hükümeti arasında 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’da bir Protokol[11] imzalanmıştır. Bu protokolle Osmanlı Devleti, Bulgaristan’ın bağımsızlığını tanımıştır. Adı geçen protokol ile buna ekli olan Müftülükler Sözleşmesi aynı anda imzalanmış ve bu sözleşmenin, antlaşmanın ayrılmaz parçasını teşkil ettiği kararlaştırılmıştır. Bu sözleşme ile Bulgaristan Müslümanlarının müftülükleri, vakıfları, cemaat işleri ve okullarına dair yeni hükümler getirilmiş ve bunlar sağlam esaslara bağlanmıştır[12].

Bu protokolde Bulgaristan’da Müslüman ahaliye eskiden olduğu gibi din ve mezhep serbestliği, ibadet ve tören özgürlüğü sağlanacağı, onların, diğer din ve mezhep mensublarının haiz oldukları medenî ve siyasî haklardan faydalanmaya devam edeceği, câmilerde Müslümanların halifesi sıfatıyla Padişah adına hutbe okunmaya devam edileceği kararlaştırılmıştır.

 Bu Sözleşmenin 1. Maddesine göre Sofya'da bir Başmüftülük kurulacaktır. Başmüftü, Bulgaristan'daki müftüler arasından 5 yıllık süre için seçilecektir. Fakat bu seçim o kişiyi, otomatik olarak Başmüftü yapmayacaktır. Bulgar hükümetinin Osmanlı devletine müracaat ederek Şeyhülislâm'ın tasvip ve tasdikini alması gerekmektedir. Şeyhülislâm da kendi tarafından yayınlayacağı bir menşur (yetki belgesi) ile yeni seçilen Başmüftüyü tasdik ederek kendisine "Mürasele-i Şeriyye" (kadılık mektubu) gönderecektir. Bu şekilde onun memleket içindeki diğer müftülerin müvekkili olma hakkı tanınmış olmaktadır. 1909 sözleşmesini getirdiği yeni ve önemli hükümlerden birisi de, müftü ve müftü vekillerinin büyük çoğunluğunun, Berlin Antlaşması ve Tırnova Anayasası hükümleri ihlal edilmek suretiyle Bulgar hükümeri tarafından atanması uygulamasına[13] son vermesi, müftülerin seçimle, müftü vekillerinin de ilgili müftünün önerisiyle işbaşına gelmesi ilkesini getirmesidir. Ancak anılan sözleşmenin 3. Maddesinde müftülerin ve vekillerinin azlinin hükümet memurları hakkındaki kanuna göre yapılacağı öngörülerek, seçimlerinde bir yetkisi bulunmadığı müftülerin görevden alınmaları hususunda  Bulgar hükümetine dolaylı bir yetki tanınmış olmaktadır ki, bu hüküm önceden olduğu gibi hükümetin tesiri ve baskısına karşı müftülerin ve müftü vekillerinin konumunu zayıflatmaktadır. Bu konuda Başmüftü’ye de – kurulacak komisyona bir üye olarak katılmaktan başka – önemli bir rol verilmediği anlaşılmaktadır[14].

 1879-1910 yılları arasında Müslümanların dinî ve bazı hukukî işleri Bölge Müftülükleri tarafından yürütülmüş, Sofya Müftüsü ise "Merkezî Müftü" sıfatıyla Bulgaristan ve Osmanlı devletleri önünde diğer müftülükleri temsil etmiştir.

İlk Sofya Merkez Müftüsü Hâfız Sadullah Efendi olup daha sonra bu görevi Hâfız Saadeddin Efendi, Osman Nuri Efendi, Silistreli Hâfız Bilâl, Şumnulu Hocazâde Mehmed Muhyiddin Efendi yürütmüşlerdir. 

1909 İstanbul Anlaşması’na ekli Sözleşme’nin bir önemli özelliği de getirdiği başlıca hükümlerin kağıt üzerinde kalmayıp kısa zaman içinde uygulamaya konulmasıdır. Bunun somut örneklerinden en önemlisi, sözleşmenin öngördüğü gibi önce müftüler, sonra da Başmüftü için seçim yapılmasıdır. Müftü seçimleri iki dereceli olmuştur. Önce 25 Nisan 1910’da müftüleri seçecek olanlar seçilmiş, bunlar da 9 Mayıs 1910’da 14 sancak müftüsünü seçmişlerdir. Seçilen müftüler ile müftü vekillerinden oluşan 34 kişilik seçmen grubu da 8 Aralık 1910’da Sofya’da toplanarak 1905 yılından itibaren Sofya Müftüsü olan Hocazâde Mehmed Muhyiddin Efendiyi  Başmüftü seçmişlerdir. Oyların 25’i Hocazâde’ye, 9’u ise seçimin diğer adayı olan Vidin Sancak Müftüsü Süleyman Rüşdi Efendiye çıkmıştır. Böylece Bulgaristan’da ilk kez bir Başmüftü 5 yıllığına seçimle işbaşına gelmiştir. Balkan harpleri sonunda, 29 Eylül 1913'te Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında barış antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya Ek olarak ikinci defa getirilen bir başka sözleşme ile müftülükler sorunu çok daha esaslı bir şekilde ele alınmıştır. Diplomasi tarihinde ikinci "Müftülükler Sözleşmesi” adı ile anılan bu belge, 1909 yılında imzalanan sözleşmeden iki hususta farklılık arz etmektedir:

1-Başmüftü, sancak müftüsü, müftü vekilleri ile müftülük kurumlarında görevli personelin maaşları Bulgar hükümeti tarafından ödenecektir.

2- Başmüftülüğün örgütlenmesi, Başmüftü tarafından hazırlanacak bir tüzük üzere olacaktır.

Bu anlaşmalar ve sözleşmeler, Bulgaristan Müslümanlarının, başta müftülükler olmak üzere hemen bütün dinî haklarını ve müesseselerini – en azından teorik olarak – oldukça geniş ve sağlam bir şekilde koruma altına almaktadır. 1913 İstanbul Barış Antlaşması ve ek sözleşmelerdeki hükümlerin yerine getirilmesi için 3 Aralık 1913’de Bulgar İçişleri Bakanlığı sancak valilerine, Türk-Müslüman ahaliyle ilgili her bir maddeye ayrı ayrı açıklamalar getiren özel bir genelge göndermiştir. Fakat bunların hepsinin uygulandığını söylemek ne yazık ki güçtür. Zaten bu anlaşmaların imzalanmasından hemen sonra Birinci Dünya Savaşı patlak vermiş, Başmüftü tarafından hazırlanması öngörülen tüzük gecikmiş ve İslam cemaatinin çalışmalarını düzenleyen geniş kapsamlı ve ayrıntılı tüzük, ancak savaş sonrası hazırlanabilmiştir. Sözleşme’de ilk olarak Sofya’da bir Başmüftü bulunacağı belirtilmektedir ki, esasen bu hüküm 1895 Geçici Talimatnâmesi’nde de yer almıştır. Bununla birlikte burada Başmüftü’nün konumu, görevleri ve seçilme prosedürü ile ilgili daha teknik ve ayrıntılı bir düzenleme yapılmıştır.

Sözleşme’de İslâmî vakıfların idaresi ve korunmasına ilişkin çok önemli hükümlerin yer aldığı görülmektedir. Bundan başka, müftü ve müftü vekillerinin şer’iye hakimi sıfatıyla verdikleri hüccet ve ilamların temyiz prosedürü ve bu konuda Başmüftü’nün görev ve yetkileri ile ilgili de sözleşmede ayrıntılı hükümler bulunmaktadır. 23 Mayıs 1919 yılında yürürlüğe giren yeni tüzük, “Bulgaristan Müslümanları Müessesât-ı Diniye İdâre ve Teşkilâtı Nizamnâmesi”  adını taşımaktadır. Üslûbu ve teknik özelliklerinin yanısıra içerdiği hükümler açısından da oldukça mükemmel sayılabilecek bu nizamnâme, Bulgaristan Müslüman toplumun o tarihe kadar sahip olduğu dinî ve millî haklarını bir takım istisnalar dışında teyit edip son derece sistematik bir şekilde düzenlemiş, dinî kurum yapılarını ve yönetim organlarını yerli yerine oturtup çok sağlam esaslara bağlamıştır. 9 bölüm, 189 maddeden oluşan “Nizamnâme”, Bulgaristan Müslümanlarının dinî yönetimlerine ilişkin hazırlanıp uygulamaya konulan en ayrıntılı düzenleme özelliğini taşımaktadır. Bundan sonraki bütün düzenlemelerde de bu nizamnâmenin bir esas ve kaynak teşkil ettiği görülmektedir. Fakat daha önceden olduğu gibi, adı geçen gelişmeleri izleyen yıllarda da olaylar her zaman yasalarda yer aldığı gibi seyretmeyerek bazı hallerde uluslararası anlaşmalar ve Müslümanların dini idare tüzüğü de göz ardı edilmiştir. 1915’de Hocazâde Başmüftülükten ayrılınca, I. Dünya Savaşı sebebiyle 1919 yılına kadar yeni seçim yapılmamış, bu süre içinde Başmüftülük makamında tayinle getirilmiş kaymakamlar bulunmuştur[15]. Kaynaklar bu yıllarda keyfî müftü tayin ve azillerinin alabildiğine yürüyüp gittiğini bildirmektedir[16]

1919 yılında Razgradlı Süleyman FAİK EFENDİ  Başmüftü olarak seçilmiş ve 1928 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. 1928 yılında atama yoluyla Başmüftü olan Şumnulu Hüseyin HÜSNÜ EFENDİ, 1936 yılında yine atama yoluyla gelen Razgradlı Abdullah SIDKI EFENDİ 'ye kadar bu görevde kalmıştır.

Özellikle XX. yüzyılın 20'li yıllarından sonra iktidara gelen çeşitli hükümetler doğrudan doğruya Müslümanların iç işlerine karışmaya başlamışlardır. Anayasa ve diğer yasalara aykırı olarak Başmüftü seçilmemiş, o yıllarda Din İşleri Müdürlüğü'nün hukuken bağlı olduğu Dışişleri Bakanı tarafından Başmüftü atanmıştır. Bu durum, İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam etmiştir.
 
Komünist Dönemde Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü (1944-1989)
9 Eylül 1944’te iktidarı ele geçiren komünistler, Şumnu’da bulunan ve açılması 1913 Müftülükler Sözleşmesinde yer alan Medresetü’n-Nüvvâb'ın Âlî Kısmı mezunlarından Süleyman ÖMER EFENDİ'yi 1945 yılında Başmüftü olarak tayin etmişlerdir. Süleyman Efendi'nin istifasından sonra 1947 yılında da Akif OSMAN EFENDİ'yi Başmüftülük makamına getirmişlerdir.

Komünistlerin iktidara gelmesinden sonra 4 Aralık 1947'de kabul edilen Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Anayasası, vicdan özgürlüğü adına 78. Maddeyi getirmektedir. Bu madde ile güya vatandaşlara "Dini ayinlerini ve ibadetlerini yerine getirme hakkı" tanınmıştır. Yeni Anayasada, "Ayrı ayrı dini toplulukların durumu, finansmanı, iç sorunlarının yoluna konulması ve kendi kendilerini yönetimleri özel bir kanunla olacaktır." denilmektedir. Yeni anayasanın vaat ettiği bu kanun, 24 Şubat 1949'da Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek "Dinî Cemaatler Kanunu" adı altında yürürlüğe girmiştir. "Dinî Cemaatler Kanunu"nun 5. Maddesinde şöyle denilmektedir: "Farklı dinler, dinsel ve örgütsel yapılarında / ibadetlerinde, toplumsal nizama ve iyi ahlâk kurallarına aykırı düşmedikçe kendi kanun ve tüzükleri uyarınca hareket edebilirler." Dinî Cemaatler Kanunu'nda kabul edilmesi öngörülen yeni tüzük, 22 Mayıs 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından tasdiklenen "Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nde Müslümanların Dini Teşkilâtı ve Yönetimi Tüzüğü" adı altında yürürlüğe konulmuştur.

Bu tüzüğün 84. Maddesinde; "Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nde Müslüman Türkler dini yönden Müslüman encümenlikleri aracılığıyla kendi Başmüftülerini seçerler." denilmektedir. 104. Maddeye göre ise; "Başmüftü, müftüler tarafından 6 yıllık bir süre için seçilir." denilmektedir. Fakat 9 Eylül 1944'ten sonra Başmüftü seçimi sadece bir temenni olarak kalmış, Başmüftü daima yönetim kimi göstermişse o olmuş veya seçilmiştir.

1965 yılında Hasan ADEM EFENDİ, Başmüftü olarak tayin edilmiş iken, 1976 yılında Mehmet TOPÇU  ve 1988 yılında da komünist istihbarat teşkilatında ajan olarak çalışmış Nedim GENCEV Başmüftü olarak atanmışlardır.

Bulgar komünist idaresinin dine ve özelde İslam dinine karşı tavrının anlaşılabilmesi için bir hatırayı nakletmek yerinde olacaktır.

“Bir gün beni Dışişleri Bakanlığına bağlı Dinler Komitesi’nden aradılar. N. Georgiev isminde bir memur bana gelecek hafta başlayacak İmam Kursu’na lektör tayin edildiğimi, İslam Tarihi dersi vereceğimi, gereken hazırlığı yapmamı söyledi. Şaştım. Böyle bir şeyden hiç haberim yoktu. Hemen itiraz ettim. İş Dinler Komitesi Başkanı Lübomir Popov’a dayandı.

Dışişleri Bakan Yardımcısı, kariyerden diplomat Popov itirazlarımı sabırla dinledikten sonra:
-Samimi konuşalım ki, anlaşalım, dedi. Kursu Bulgar Komünist Partisi Merkez Komitesi’ndeki arkadaşlar münasip görmüşler. [Zorla] isim değiştirme meselesi yüzünden Araplar bizden soğudular. Birçoklarıyla iktisadî ilişkilerimiz sıfırlandı. Biz bu kursu açmakla İslam âlemine şunu söylemek istiyoruz: “İsim meselesi bir etnik köken meselesidir. Din ise başkadır. Bulgaristan’da Türk yoktur, fakat Müslüman vardır. İşte biz Müslümanlara hoca yetiştiren kurs açıyoruz.” Sizi ben tayin etmedim ki, serbest bırakayım. Müdür ve lektörler İçişleri Bakanlığı tarafından seçildi. Ben ne İçişleri Bakanı’na karşı çıkabilecek kuvvetteyim, ne de partinin kararına. Hem de sizi isabetli seçmişler. Biz sizden bunlara biraz İslamiyet’i öğretmenizi istiyoruz, onları Müslüman yapmanızı değil. Hristiyan kilisesinde 3.750 papaz var. Bunlardan sadece birinden şüphe ediyorum, galiba Tanrı’ya inanıyor. Geri kalan papazların hepsi ateist. Hocaları da böyle yapmalıyız.” (Dr. İsmail Cambazov, Sofya İslam Enstitüsü, Anılar-Belgeler, Sofya 2005, s.14-15)
 
1989 Sonrası Demokrasi Döneminde Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü
10 Şubat 1992 tarihinde görevden alınan Nedim GENCEV'in yerine Ahmet YAKUP, Mustafa Aliş HACI ve Mustafa ŞAKİR'den oluşan geçici üçlü komisyon tayin edilmiştir. Bulgaristan Müslümanları demokrasiye geçişten sonra ilk idaresini 19 Eylül 1992 tarihinde gerçekleştirilen Millî Müslümanlar Konferansı'nda seçmiştir. O zamanlar konferansın / kongrenin aldığı kararlar Başbakanlığa bağlı Din İşleri Müdürlüğü’nde tescil edilmektedir. Söz konusu konferansta Başmüftü olarak Fikri Salih HASAN seçilmiş ve Din İşleri Müdürlüğü yapılan seçimin yasalara ve müftülük tüzüğüne uygun olduğunu onaylayarak tescil edilmiştir. Böylece uluslararası antlaşmalarla belirlenen seçimle işbaşına gelme ilkesine yeniden dönülmüştür. Ondan önceki yani komünist dönemin Başmüftüsü Nedim GENCEV hemen itiraz istemiyle mahkemeye başvurmuştur. Ancak mahkeme talebini haklı bulmamış ve istemini reddetmiştir. Üç yıllık dönem için seçilen Başmüftü ve bölge müftüleri dönemlerini 1995 yılına kadar tamamlarlar. Ancak, Bulgaristan Müslümanlarının seçimle ortaya koyduğu iradeye saygı duymayan komünizm döneminin Başmüftüsü Nedim GENCEV, mahkeme önlerinde uzun yıllar sürecek bir çekişmeyi başlatmış olur. 

Bu arada Nedim GENCEV, taraftarları ile 2 Kasım 1994 tarihinde kendilerini Bulgaristan Müslümanlarının temsilcisi olarak ilan ettikleri göstermelik bir kongre düzenlemişlerdir. Söz konusu kongrede Nedim GENCEV'in Yüksek İslam Şurası’nın Başkanı olmasına karar verilerek Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü ile ilgili yeni bir tüzük de kabul edilmiştir. Bunun üzerine Nedim GENCEV, kongresinin tescil edilmesi için hemen Din İşleri Müdürlüğü'ne başvurmuştur.

Aynı yılın sonunda Bulgaristan'da parlamento seçimleri yapılmış ve Bulgar Komünist Partisi’nin halefi olan Bulgar Sosyalist Partisi (BSP)'nin çoğunluğu elinde bulundurduğu yeni hükümet Ocak 1995'te görevine başlamıştır.

Siyasi konjonktürün değişmesi ile kendini sosyalist olarak adlandıran eski komünist parti iktidara gelmiştir. Bunun üzerine Başbakanlığın çatısı altında bulunan Din İşleri Müdürlüğü, Fikri Salih HASAN'ı Başmüftülük Makamından uzaklaştırmış, ona mukabil Nedim GENCEV'in 2 Kasım 1994 tarihinde gerçekleştirdiği kongreyi 23 Şubat 1995 tarihinde onaylayarak kendilerine yakın olan ve komünizm döneminin son Başmüftüsü Nedim GENCEV'i Yüksek İslâm Şurası Başkanı, Basri ŞERİF'i de Başmüftü olarak sözkonusu makamlara oturmalarını sağlamıştır.
Gelişmeler üzerine, 1995 yılında tekrar seçim (kongre) yapılması söz konusudur. Seçim yapılır ve tekrar Fikri Salih HASAN Başmüftü olarak seçilir. Ayrıca yeni tüzük de kabul edilir. 19 Kasım 1996 tarihinde dönemin Başbakan Yardımcısı, 1995 tarihli tüzüğü ve Fikri Salih HASAN tarafından temsil edilen Başmüftülük Makamının liderliğini tescil etmeyi reddetmiştir. Bu gelişmeler devam ederken Nedim GENCEV, dayanağı olması için 07.08.1996 tarihi itibarıyla sembolik bir kongre toplayarak seçim yapmıştır. Bu dönemde yaklaşık 100 yıllık tarih içerisinde ilk defa Başmüftünün yetkileri daraltılarak Yüksek İslam Şurası Başkanı’na Başmüftüden fazla yetki verilmiştir. Başmüftü’nün uhdesinde olan Bulgaristan Müslümanlarını temsil yetkisi Yüksek İslam Şurası başkanına bırakılmıştır. Söz konusu kongrede Nedim GENCEV Yüksek İslam Şurası Başkanı, Basri ŞERİF de Başmüftü olarak seçilmiştir. Daha sonra vefat eden Basri ŞERİF'in yerine Nedim GENCEV’in kendisi, 1997 yılında da Ali UZUNOV Başmüftü olarak görev yapmıştır. Bu dönem yaklaşık bir yıl devam etmiştir. Çünkü Nisan 1997'de genel seçimler yapılmış, siyasi konjonktür bu defa demokratlardan yana değişmiştir. Komünizm döneminden nefret eden ve kendini “demokrat” olarak tanımlayanlar (Demokratik Güçler Birliği) iktidara gelmişlerdir. Yeni gelen yönetim Başmüftülük sorunu da dâhil eskiden kalan her şeyi demokratik esaslar çerçevesinde değiştirmek niyetindedir. Nitekim adım atılır ve Nedim GENCEV'in de rızasıyla 23 Ekim 1997 tarihinde Birleştirici Kongre yapılmasına zemin oluşturulur. Ancak seçimi kazanamayacağını anlayan Nedim GENCEV, Birleştirici Kongre’ye katılmaz ve Bulgaristan Müslümanlarının resmi temsilcisinin Yüksek İslam Şurası Başkanı olarak kendisinin olduğunu iddia eder.

Seçim (kongre) 23 Ekim 1997'de yapılır ve Müslümanlar müftülerini seçerler. Mustafa Aliş HACI Başmüftü, Hüseyin KARAMOLLA da Yüksek İslam Şurası Başkanı seçilmiştir. Söz konusu kongre, 28 Ekim 1997 tarihinde Başbakan Yardımcısı tarafından Dini Cemaatler Kanunu'nun 6. ve 16. maddelerine dayanarak dini cemaatler kütüğüne tescil edilmiştir. Bu kongre Başmüftünün Bulgaristan Müslüman Cemaatini temsil etme yetkilerini kendisine iade etmiştir.

23.10.1997'de seçilen idare, 3 yıl olan dönemini tamamlar. Bunun üzerine Yüksek İslam Şurası; 28.10.2000 tarihinde bir sonraki dönem için seçim kongresi yapılması kararını alır.

28 Ekim 2000 günü seçim (kongre) yapılır. Selim MEHMED  Başmüftü, Mustafa Aliş HACI da Yüksek İslam Şurası Başkanı seçilmiştir. Din İşleri Müdürlüğü yapılan seçimi onaylamış ve tüzükte yapılan değişiklikleri kayda geçirmiştir; Ancak 3 yıl olan dönemin sonlarına doğru yeni Dini Cemaatler Kanunu ulusal kongrelerde yapılan seçimin ve tüzük değişikliklerin tescilini Din İşleri Müdürlüğü'nden alınıp Sofya Şehir Mahkemesi’ne verilmesini öngördüğünden kayıt 18 Şubat 2003 tarihinde mahkemeye aktarılmıştır.

Yüksek İslam Şurası, 3 yıllık dönemi sona erdiğinden 13 Aralık 2003'de kongre yapma kararı alır. Ancak yeni bir dönem başlamıştır. Kongrede yapılan seçim ve tüzük değişikliklerinin tescili artık mahkeme tarafından yapılacaktır. 13.12.2003 tarihindeki seçimde Fikri Salih HASAN Başmüftü, Rıdvan KADYOV da Yüksek İslam Şurası Başkanı (YİŞ) seçilmiştir. GENCEV, Fikri Salih'in kongresinin tescil edilmemesi için itiraz dilekçesi de vermiştir. Şehir Mahkemesi GENCEV'in bu itirazını kabul etmiş olup Fikri HASAN’ın Başmüftülüğü’nü, Rıdvan KADYOV’un da YİŞ Başkanlığı’nın tescilini gerçekleştirmemiştir. Sofya Şehir Mahkemesi durumdan çıkmak için 19 Temmuz 2004'de Fikri SALİH, Rıdvan KADYOV ve Osman İSMAİLOV'dan oluşan geçici üçlü bir komisyon tayin etmiştir. Bu üçlü komisyon kısa zaman içerisinde kongre yapmakla mükelleftir. Nitekim 20 Mart 2005'te kongre yapılması için üçlü yönetim karar alır, kongre hazırlıkları yapılır ve kongre gerçekleştirilir.

20 Mart 2005 tarihinde yapılan seçimlerde Fikri Salih HASAN, Nasuf NASUF ve Mustafa Aliş HACI Başmüftü adayı olmuş, oylama neticesinde 1400 Evet, 3 Hayır ve 1 Çekimser oyla Bulgaristan Müslümanları Başmüftülüğü'ne Mustafa Aliş HACI seçilmiş ve Başmüftülüğü Sofya Şehir Mahkemesince de 21 Mayıs 2005 tarihinde onaylanmıştır. Söz konusu kongrede Basri PEHLİVAN da Yüksek İslâm Şurası Başkanı seçilmiştir. Ancak, yapılan kongreye karşı N. GENCEV yine dava açmıştır ve bu dava sürecinin son aşaması 8 Ocak 2008 tarihinde tamamlanmıştır. Şehir Mahkemesi, 1996 senesinde yapılan seçimi baz alarak Nedim GENCEV'in meşru müftü olduğuna karar vermiş ve davayı Nedim GENCEV kazanmıştır.

Yapılan araştırmalar ve tetkikler sonucu tekrar kongre yapmanın yolu bulunarak 19 Nisan 2008 tarihinde yeni bir kongre gerçekleştirilmiştir. Mustafa Aliş HACI Başmüftü, Basri PEHLİVAN da Yüksek İslam Şurası Başkanı olarak ittifakla tekrar seçilmiştir.
Yüksek İslam Şurası süren davalar çerçevesinde, kongre kararı alır. 31 Ekim 2009 günü düzenlenen kongrede Başmüftü olarak Mustafa Aliş HACI, Yüksek İslam Şurası Başkanı olarak da Şabanali AHMET seçilmiştir. 02.11.2009 tarihinde Sofya Şehir Mahkemesine tescil için başvuru yapılmıştır. Ancak mahkeme 06.11.2009 tarihinde, 19.04.2008'deki kongreyle ilgili Yüksek Mahkeme’de devam eden dava sonuçlanıncaya kadar son yapılan seçimin kaydını durdurma kararı aldığını açıklamıştır.

 Yüksek Mahkeme’de devam eden Başmüftülük konusu, 12 Mayıs 2010 tarihinde sonuçlanmış ve Yüksek Mahkeme Nedim GENCEV lehine karar vermiştir.

Krizden tek çıkış yolunun her iki tarafın da katılacağı yeni bir ulusal kongre olduğu iyice açığa çıkmıştır. 2009 yılında seçilen 33 üyeli Yüksek İslam Şurası 200.000’den fazla müslümanın imzalı taleplerini de dikkate alarak 12 Şubat 2011 günü kongre yapılması kararı alır. Nedim Gencev ve taraftarlarına davetiyeler gönderilir. Ancak 1997 yılında yaptığı gibi yine demokratik yarışa katılmaz. Başmüftü adayı Mustafa Hacı,  988 delegenin tamamının oyunu alarak yeniden bu göreve seçilmiştir. Kongrede ayrıca, Ekim 2009’daki seçimde olduğu gibi Yüksek İslam Şura Başkanlığı’na Şabanali Ahmed seçilmiştir. Oylama ile Yüksek İslam Şurası kuruluna 31 üye seçilerek yeni bir tüzük de kabul edilmiştir.

Bu seçime Bulgaristan devletinin yanı sıra uluslar arası kuruluşlar ve müslüman ülke temsilcileri büyük ilgi göstermiştir. Konferansa katılanlar arasında Amerika’nın Bulgaristan Büyükelçisi, Uluslar arası İslam Konferansı Örgütü temsilcisi ve IRCICA Genel direktörü, Türkiye Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı , DPS-HÖH Milletvekilleri bazı Müslüman ülkelerin büyükelçileri ve Balkan ülkelerinden başmüftüler de katılmıştır. Konferansa ayrıca Bulgaristan Cumhurbaşkanı Georgi Pırvanov ile Başbakan Boyko Borisov da birer kutlama mesajı göndermiştir.

Yeni seçilen dini yönetim alınan kararların Sofya Şehir Mahkemesinde tescil edilmesi için kongreden üç gün sonra 15 Şubat 2011 günü başvurusunu yapmış. Ancak mahkeme dokuz gün sonra yani 24 Şubatta verdiği kararda tescil istemini reddetmiştir. Kararda bir üst mahkemeye itiraz hakkı tanınmıştır. Karar bir üst mahkemeye temyiz edilmiş ve iki ay sonra 20 Nisan 2011 günü hak ve adalet yerini bulmuştur. Sofya İstinaf Mahkemesi 14 sayfalık gerekçeli kararında ortaya konan delilleri dikkate alarak, yapılan kongrenin bütün yasal koşulları taşıdığını belirterek yasal Başmüftü olarak Mustafa Aliş HACI’yı Yüksek İslam Şurası Başkanı olarak da Şabanali AHMET’İ  dini cemaatler kütüğüne tescil edilmesi kararını verir. Bir asırlık zaman zarfında değişikliklere uğrayan Başmüftülük teşkilâtının taşra birimleri Bölge Müftülükleri ve Cami Encümenlikleridir. Konjonktüre göre bunların yetkileri bazen genişletilmiş, bazen de daraltılmıştır.

Bugün Bölge Müftüleri Yüksek İslâm Şurası tarafından seçilmektedir. Belli başlı büyük Cami Encümenlikleri de Yüksek İslâm Şurası tarafından seçilmekte, büyük çoğunluğu ise cami cemaati tarafından seçilmektedir.

Başmüftülük, Bulgaristan Müslümanlarının dinî işlerini yöneten, Bulgar makamları ve yurt dışındaki kurum ve kişiler önünde temsil eden kurumdur. Başmüftünün vekâletiyle Bölge Müftüleri de yerel makamlar önünde Müslümanları temsil etmektedirler.
Başmüftülük merkezi başkent Sofya'da bulunmakta olup 30 kişilik personelle hizmet vermektedir. Başmüftülük bünyesinde Vakıflar Müdüriyeti, Eğitim Dairesi, İrşad Dairesi, Yayın Şubesi, Hukuk Şubesi ve Muhasebe Şubesi bulunmaktadır. Bölge Müftülükleri ise büyüklüğüne göre, 2 ile 4 arası personelle hizmet vermektedirler.

Başmüftülük, Bölge Müftülükleri ve Müslüman Encümenlikler vasıtasıyla ülke içinde bulunan vakıf mallarını -bina ve tarla- yönetmekte, devlet tarafından el konan veya değişik kişilerce satılan vakıf mallarının iadesiyle ilgili davalar yürütmektedir.
Başmüftülüğe bağlı olarak bir Yüksek İslâm Enstitüsü, üç İmam Hatip Lisesi ve 500'ün üzerinde camilerde yaz Kur'ân Kursu faaliyet göstermektedir. Başmüftülük tarafından aylık olarak Türkçe ve Bulgarca "Müslümanlar" dergisi yayınlanmaktadır. Zaman zaman değişik İslâmî kitaplar yayınlanmaktadır.

Başmüftülük devlet ilköğretim okullarında okutulan İslâm dini derslerinin programlarını hazırlamakta, öğretmen ve kitaplarını temin etmektedir.
Başmüftülüğün idaresinde 19 Bölge Müftülüğü bulunmakta olup, Bölge Müftülüklerinin tayin ettiği 950'ye yakın imam bulunmaktadır. Ancak bunların 329'unun maaşı Başmüftülük tarafından karşılanmakta, diğerlerine ya cemaat tarafından ödenmekte, ya da karşılıksız gönüllü görev yapmaktadırlar. Müslüman cemaatinin 1400'ün üzerinde cami ve mescidi bulunmaktadır.
Bölge Müftülükleri’nin sayısı 2008 yılına kadar 12 olmuş; daha sonra 16 ve 2009 kongresinde de 19’a çıkarılmış 2011 kongresinde 21’e çıkartılmıştır. Bulundukları şehirler şu şekildedir: Sofya, Gotse Delçev (Nevrokop), Plovdiv (Filibe), Smolen (Paşmaklı), Haskovo (Hasköy), Kırcaali, Krumovgrad (Koşukavak), Aytos, Şumen (Şumnu), Dobriç (Hacıoğlu Pazarcığı), Razgrad (Hezargrad), Pleven (Plevne), Tırgovişte (Eski Cuma), Silistra (Silistre), Pazarcik (Tatar Pazarcığı), Ruse (Rusçuk), Veliko Tırnovo (Tırnova) ve Sliven (İslimye),Varna, Stara zagora (Eski Zağra), Vidin.
 
Sonuç
 
1-         1877-1878 Rus-Türk Harbi sonunda teşekkül eden Bulgaristan Prensliği, 1908 yılına kadar, Osmanlı Devletine bağlı kalmıştır. Tam bağımsız bir devlet değildir. Sofya'daki Bulgar Prensi,  adeta Osmanlı Sultanı’nın bir valisi mesabesindedir. Bu itibarla her iki taraf arasında nispeten iyi komşuluk münasebetleri kurulmuş ve dolayısıyla görev başında bulunan müftüler, oldukça başarılı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Denilebilir ki müftülerin tayini hariç, anlaşmaların bütün maddeleri bir dereceye kadar uygulanmıştır.
Ancak 1908 yılında İkinci Meşrutiyetin ilânı sonucunda, Osmanlı Devleti içinde baş gösteren kargaşalıklardan bilistifade, Bulgaristan bağımsızlığını ilân etmiş ve tabiatıyla her iki taraf arasındaki münasebetler bambaşka bir renk almıştır. Dolayısıyla müftülerin durumu da bundan olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Üstelik 1912 yılında patlak veren Balkan Harbi, durumun üzerine tuzla-biber ekmiştir. Allah'tan bu durum uzun zaman devam etmemiş ve 1913 yılında, Balkan Harbi sonunda imzalanan Anlaşmayla, Bulgaristan Müslüman-Türk halkının hak ve hürriyetleri teminat altına alınmıştır.
Derken, 1914 yılında Birinci Cihan Savaşı kopmuş ve Osmanlı devletiyle Bulgaristan müttefik olarak Almanya'nın yanında yer almışlardır. Her iki taraf, müttefik olarak birçok cephede yan-yana savaşmıştır. Bu durum haliyle siyasî münasebetlerin bir dereceye kadar iyileşmesine katkı sağlamıştır.
2-         1910 yılında ilk olarak seçimle Hocazade Mehmet Muhyiddin Efendi Başmüftülük makamına getirilmiştir. Sadece Balkan Harbi günleri hariç, diğer zamanlarda işler iyi bir şekilde yürümüş, müftülükler normal olarak faaliyetlerini icra etmişlerdir. Bir Kolağası olarak o yıllarda Sofya'da Askerî Ataşemiz olan Mustafa Kemal, bayramlarda ve sair kandil günlerinde Başmüftülüğü ziyaret ederek, Başmüftülük ile Sefaret arasında karşılıklı ziyaret ve tebrikleşmelerin yapılmasına yardımcı olmuştur.
3-         Birinci Cihan Harbi’nin sonunda her iki müttefik, Almanya ile birlikte mağlup olmuşlar ve galip, müttefik devletlerin dikte ettikleri Barış Antlaşmalarını imzalamışlardır. Bulgaristan Kralı Ferdinand kaçmış ve yerine genç oğlu Boris geçmiştir. Bulgar Çiftçi Birliği Partisi lideri Aleksandır Stamboliyski hapisten çıkarılmış, Başbakan  yapılmıştır. Stanboliyski ile Mustafa Kemal arasında yakın ve dostane münasebetler vardır. Her iki mağlup memleketin liderleri arasındaki bu sıcak ilişkiler, Bulgaristan'daki Müslüman-Türk halkı lehine bazı faaliyet ve icraatın yapılmasına imkân vermiştir. Meselâ 1919 yılında Süleyman Faik Efendi, seçimle Başmüftülük makamına getirilmiştir. Keza yine bu dönemde, 1922 senesinde, Türk halkının maarif hayatında çok olumlu rol oynayan "NÜVVAB" okulu açılmıştır.
4-         Bugünlerde kuruluşunun 100. yıldönümü kutlanan Başmüftülüğün tarihinde,, sadece iki Başmüftü seçimle bu makama gelmiştir: 1910'da Hocazade Mehmet Muhyiddin ile 1919'da Süleyman Faik Efendiler...
Esasen bütün müftülerin seçimle işbaşına getirilmeleri Anlaşmalarda karara bağlanmış olmasına rağmen, ikisi hariç, diğerleri hep tayinle bu makama gelmişlerdir. Böyle olunca da pek tabii ki bu müftüler, görevde bulundukları zaman zarfında, az veya çok, hep hükümetin dümen suları içinde faaliyet göstermişlerdir.
Başmüftülüğün tarihinde yalnız iki istifa hadisesi görülmüştür:
A - Müftüler, Anlaşma hükümleri gereğince, Başmüftülüğün inhası (teklifi) Hariciye ve Din İşleri Bakanlığı’nın tasdikiyle işbaşına gelmektedirler. Fakat ne hikmetse, bir gün Bakanlık, kendi başına, hiç Başmüftüye sormadan bir tayin yapmıştır. Bunun üzerine Başmüftü Hocazade Efendi, cübbesini giyer, bastonunu eline alır, Bakanlığın yolunu tutar. Varıp Başmüftülük mührünü, Dini Cemaatler Genel Müdürü’nün masası üzerine koyuverir.
-"Bakanlık, bana sormadan, re'sen tayinler yaptığına göre, bundan böyle bana lüzum kalmamıştır, binaen aleyh buyurun mührünüzü" der ve yürür.
Bunun üzerine telâşa kapılan görevliler:
-"Aman Hocam, bir şey mi var, bir hata mı ettik, yanlış bir iş mi yaptık" diyerek rica minnet yalvarırlar ve ancak tayini geri almak suretiyle Hocanın istifadan vazgeçmesini sağlayabilmişlerdir.
B - Komünistler iktidarı ele geçirdikten sonra ilk olarak Süleyman Ömer Efendi’yi (Küçük Süleyman) Başmüftü olarak tayin etmişlerdir. Fakat bu zat ta ancak bir sene kadar dayanmış ve:
-"Bu iş bana göre değil" diyerek istifa edip Şumnu’ya dönmüştür.   
Komünizmin çöküşüne kadar geçen zaman içinde, tayinle gelip-geçen bütün müftüler, az veya çok, hükümetin dümen sularında görev yapmışlar, sosyalizm kuruculuğunda bir nevi alet olarak kullanılmışlardır. Bu durum böyle devam etmiş ve en nihayet din ve diyanetle uzaktan-yakından alâkası olmayan ve adı birçok yolsuzluğa karışmış Nedim Gencev (Nedü Gencev) zamanında hat safhaya ulaşmıştır. Adı geçen adam o yıllarda Suriye ve Irak gibi BAAS partisiyle idare edilen sosyalist memleketlerde kurslardan geçirilerek bu makama hazırlanmış ve ileri sürülmüştür. Böylelikle bugünkü hali pür melal meydana gelmiştir. Ümit edelim ki, en sonunda akl-ı selim galip gelir ve Bulgaristan Müslüman-Türk halkının yegâne, en yüksek dinî ve ruhanî mercii olan Başmüftülük makam-ı âlîsi, içine düşürülen bu acıklı durumdan kurtulur, halka hizmet yolunda, dinimizin emirleri doğrultusunda tabiî seyrine devam eder.
                                                     
Şabanali Ahmed 
 Bulgaristan Yüksek İslam Şurası Başkanı

 
Notlar


[1] Bilal N. Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Ankara 1986, s. 18.
[2] Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, Ankara 1953, s. 387.
[3] Mahir Aydın, Şarkî Rumeli Vilayeti, Ankara 1992, s. 12.
[4] Erim, a.g.e., s. 403.
[5] TsDA, f. 166, op. 1, a.e. 863, v. 16.
[6] TsDA, f. 166, op. 1, a.e. 863, v. 48.
[7] Bkz. Dikkat, sy. 4, 17.05.1883.
[8] H. Mehmet Günay, Osmalı Sonrası Bulgaristan Türk Topluluğu’nun Özel Yargı Teşkilatı, Adapazarı 2001, s. 18, (basılmamış kitap).
[9] Hafız Hasan Sânî, “Bulgaristan Müftülükleri”, Sırât-ı Müstakîm, (1910), sy. 85, s. 125; Şimşir, a.g e., s. 66.
[10] Nazif Kuyucuklu, “Bulgaristan”, DİA, VI/399; Popoviç, a.g.e., s. 73.
[11] Protokolün tam metni için bkz. Sırât-ı Mustakîm, sy. 126, 20 Kanûni Evvel 1326, V/363 vd.
[12] Keskioğlu, a.g.e., s. 37.
[13] Bu sözleşmeden önce müftüler Hariciye ve Mezahip Bakanlığınca atanır ve azledilirdi. (Keskioğlu, a.g.e., s. 42)
[14] Krş. H. H. Sânî, “Bulgaristan Müftülükleri”, Sırât-ı Müstakîm, s. 126.
[15] Bu yıllarda sırasıyla Başmüftülük kaymakamlığında bulunan zatlar şunlardır: Hacı Ömer Lütfi, Hacı Emin Zarifi, Salih Saip, Hafız Ahmed Cumalı, Saadeddin Filibeli (Keskioğlu, a.g.e., s. 43)
[16] Bkz. Çiftçi Bilgisi, sy. 2, 07.02.1920; Mehmet Celil, “Acı Hakikatler”, Rehber, sy. 243, 03.09.1932.
© 2017 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC