Etnik Ve Dini Terör Örgütü IRA’nın İrlanda’ya Etkileri

Makale

İrlanda’da terör olayları etnik ve dini farklılıkların olması ve bu farklılıkların İngiltere tarafından kullanılarak adanın sömürge haline getirilmesinden kaynaklanmaktadır. 5. yüzyılda adaya Aziz Patrik misyoner olarak gelmiş ve Katolik Kilisesi ile adada önemli bir birleştirici unsur meydana getirmiştir....

İrlanda’da terör olayları etnik ve dini farklılıkların olması ve bu farklılıkların İngiltere tarafından kullanılarak adanın sömürge haline getirilmesinden kaynaklanmaktadır. 5. yüzyılda adaya Aziz Patrik misyoner olarak gelmiş ve Katolik Kilisesi ile adada önemli bir birleştirici unsur meydana getirmiştir. 976’da Munster Kralı ilan edilen Brian Ború 1002’de kendini İrlanda Kralı ilan eder ve 1014’te Vikinglerle yaptığı savaştan galip çıkar. Aynı yıl öldürülmesinden sonra krallık yeniden parçalanır. Sonrasında İngilizlerin adaya saldırıları başlar ve İngiltere Kralı II. Henri, papanın da izniyle kendini İrlanda Lordu ilan eder. 1608’den sonra Protestan İskoçyalılar ve İngilizler, Kral James tarafından sistemli bir şekilde adaya yerleştirilmeye balanmış ve ekilebilir toprakların çoğu bu yerleşimcilere tahsis edilmiştir. Bu tarih adanın bölünmesinde bir kırılma noktasını teşkil etmektedir. Adadaki ilk baş kaldırış hareketleri 1641 yılında gözlemlenir. Katolik İrlandalıların her tür silahlı mücadelesi İngiliz ordusu tarafından durdurulmuştur. Uzun süren bu mücadeleler sonucu kaybeden taraf çoğunlukla Katolik kesim olmuştur. İngiltere bu fırsatlardan da yararlanarak daha fazla toprak elde edebilmiştir. Direnmekten vazgeçmeyen Katolikler, 12 Temmuz 1690 yılında Hollandalı prens William of Orange (III. Willam – II. Jmaesin damadı) tarafından II. James’in mağlup edilmesinin ardından 1692 Dublin Parlamentosu kararıyla birçok haklarından mahrum bırakılmışlardır. Oy kullanma, memuriyetlerde veya parlamentoda görev alma ve silah taşımak artık Katolikler için yasaklanmıştır.

18. yüzyıl ise adadaki milliyetçi akımları için yeni bir dönüm noktası olmuştur. İngiltere artık Protestanlara da ayrımcı bir siyaset izlemeye başlamıştır. Bu da birleşik İrlanda milliyetçiliğini körükleyen bir sürecin başlangıcını teşkil etmektedir. 19. yüz yıla kadar adada birlik olma taraftarı çeşitli örgütler kurulmuş ve İngiliz Krallığı ile mücadele edilmeye çalışılmıştır. 1905 yılına geldiğimiz zaman, Arthur Griffith isimli milliyetçi bir İrlandalının Sinn Fein’i (Biz Kendimiz) kurması, mücadelenin gelecek yıllardaki boyutunu değiştirmiştir. Sinn Fein partisi ada hâkimiyetinin İrlandalıların elinde olduğu birleşik bir İrlanda için çalışmalar yürütmeye başlamıştır. Bundan sonra ise 1919 yılına kadar birçok ayaklanma olmuş fakat hepsi İngiltere tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

1919 yılında İrlanda Gönüllüleri Topluluğu, isimlerini değiştirerek İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (Irish Republican Army-IRA) yapmış ve Sinn Fein partisinin silahlı kanadı olduğunu açıklamıştır. Bu tarihten sonra IRA kısa bir süre için sistemini kurup, kendisini geliştirip savaşa hazırlanma süreci yaşamış, ardından da yoğun bir gerilla savaşı başlatmıştır.

IRA’nın baskıcı mücadelesi İngiliz hükümetini bir noktada yıldırmayı başarmış ve 1920 yılında parlamento çıkardığı bir yasa ile adada iki ayrı özerk devletin varlığını kabul etmiştir. Fakat İrlandalılar bunu reddetmiştir. Bir sonraki yıl aynı yasanın düzenlenmiş halini ortaya süren İngiltere, güney İrlanda’nın bağımsız olabileceğini, kuzey İrlanda’nın ise Birleşik Krallığın bir vilayeti olarak kalacağını bildirmiştir. IRA bu yasayı da kabul etmemiştir ve bununla birlikte 2 yıl süren bir iç savaş çıkartmıştır. İç savaş sonrası ise ateşkes ilan edilip çatışmalar durdurulmuştur.

1937 yılında Özgür İrlanda Devleti’nin (The Irish Free State) yaptığı ve kabul ettiği yeni anayasanın ikinci ve üçüncü maddelerine göre Kuzey İrlanda, kendine ait olan toprakların içerisinde yer alıyordu. Böyle bir anayasanın kabulü kuzeydeki Protestanları kızdırdı ve Protestan örgütlerinin çoğalıp, Özgür İrlanda Devleti’ne saldırılar düzenlemelerine sebep oldu.

Özgür İrlanda Devleti 1949 yılında adını “İrlanda Cumhuriyeti” olarak değiştirmiş ve İngiliz Uluslar Topluluğundan ayrılmıştır. İngiliz Hükümeti de buna karşı bir misilleme yaparak adanın tek bir İrlanda devleti olması ve bunun da Kuzey İrlanda yönetiminde bulunması gerektiğini kabul etti. Bu olay IRA’nın tekrar silahları çıkarmasına sebep oldu.

1960’lı yıllara gelinceye değin Sinn Fein ve IRA çeşitli fraksiyonlara ayrılmıştır. Amerika sempatizanları, Marksist-Leninist’ler ve daha yumuşak bir sosyalist çizgiye sahip olan bu farklı fraksiyonlardan sadece PIRA (Provisional IRA) ciddi silahlı mücadeleyi yürütmüştür. Daha sonra da adını IRA olarak değiştirmiştir. Bu yıllarda İngiliz Hükümeti İrlandalılara fazlasıyla sert ve kuşkucu davranıyordu. Her İrlandalıyı potansiyel terörist olarak görüp, çoğu zaman haksız suçlamalar ile hapis cezaları veriyor, evlere sürekli baskınlar düzenleniyor, örgütle bağlantısı olmayan halktan insanlara zor zamanlar yaşatıyordu. İrlanda’nın ekonomik darlık yaşaması ve İngiltere’nin halka bu denli baskısı, halkın IRA’ya karşı önlenemez bir destek sağlanmasına neden olmuştur.

Bundan sonraki yıllarda ise IRA, İrlanda Cumhuriyetine ait olduğuna inanılan toprakların kurtarılması ve özgürlük savaşçılığından, Terörizme kaymış, kırsal terör yöntemlerini bırakıp, şehirlerde eylem yapmaya başlamıştır. IRA şehir eylemlerinin, medya gücüyle birleştiği zaman daha yıkıcı sonuçlar doğurduğunu keşfetmiş ve bunu oldukça profesyonel eylemlerle hayata geçirmiştir. IRA’nın yapısına bakıldığı zaman, örgüt üyelerinin entelektüel düzeylerinin yüksek, eğitimlerinin ise profesyonel kişiler tarafından verildiği görülür. 1984 yılında İngiltere Başbakanı Margareth Thatcher’a suikast girişimde bulunulmuş, bu başarısız eylem sonucu 5 kişi hayatını kaybetmiştir. İngiltere Başbakanına suikast düzenleyebilecek kadar kendine güvenen ve komplike çalışan IRA, bu tarihten sonra ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeyi başarmıştır.

İrlanda, Kuzey İrlanda ve İngiltere arasındaki bu sorunun çözümü için 1984’de, 1985’de, 1991’de, 1994’de ve son olarak 1998 yılında masaya oturulmuş, yapılan tüm görüşmelerde çok az yol kat edilebilmiş ve çözüm adına elde kalan tek şey çözümsüzlük olmuştur. 1998’deki görüşmeye ABD Devlet Başkanı Bill Clinton’da katılmıştır. Kuzeydeki Protestan İrlandalıları ve İngiliz vatandaşlarını İngiltere Başbakanı Tony Blair, İrlanda Cumhuriyeti’ni de İrlanda Başbakanı Bertie Ahem temsil etmiştir. İki taraf da istediklerini alamasa da, bazı hususlarda ilerleme kaydetmeyi başarmışlardır. Buna göre: Kuzeydeki çoğunluğun rızası olmadığı sürece ayrılık devam edecek, İrlanda Cumhuriyeti de kuzeydeki 6 vilayet üzerideki talebinden vazgeçecek.

Bu gün baktığımızda geçmişin kötü izlerini silmeye çalışan bir İrlanda görmekteyiz. İnsanların büyük ön yargılar taşıdığı ve gidip görmeye dahi çekindiği bu topraklarda, son yıllarda inanılmaz bir ilerleme kaydedildi ve neredeyse imkânsız denilen başarılmış oldu. Nüfusu 4 milyon olan ve çoğu köy yaşamına alışmış insanların, hızlı bir sınaî gelişim sürecine girmesi ve uluslararası bilişim sektörünü bu topraklara çekmeyi gerçekleştirmiş olması ekonomik gelişim için bir örnek teşkil etmektedir. Elbetteki bu gelişim sürecinde Avrupa Birliği’nin yardımları ve Avrupa Topluluğuna girişin olumlu etkisi tartışılmaz. Avrupa’dan aldığı ödenekleri dinamik ve eğitimli iş gücüyle birleştiren İrlanda, 300’den fazla elektronik şirketini bölgeye çekmeyi başararak, kendisini Avrupa’nın Silikon Vadisi durumuna getirmiştir. Avrupa’daki birçok ülkeyle ticari ilişkiler geliştiren İrlanda, en büyük kazancı Turizmden elde etmektedir. 4 milyonluk nüfusu ile her yıl 4,1 milyonluk turist ağırlamaktadır.

Kötü geçmişini, hızlı gelişimi ve yüklü tanıtım masrafları ile geride barakan İrlanda, gelecek için iyi sinyaller vermektedir. Kuzey ve güney sorunu ise, güneyin aşırı milliyetçi tutumu ve kuzeyin Protestan çoğunluğu oluşturması sebebiyle çözümlenemez bir nitelik taşımasına rağmen, İngiltere’nin kuzeydeki açılımından vazgeçmesiyle her şeyin düzelebileceği yönünde bir izlenim sergilemektedir. Kuzey İrlanda çok büyük oranda İngiltere’nin yardımıyla yaşamını sürdürmektedir. Güney ise kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş ve ciddi kazanımlar elde ederek hızlı bir gelişim sürecine girmiştir. İngiltere’nin her alanda kuzeyden çekilmesi, Kuzey İrlanda’yı ekonomik bir boşluğa itebilir, aynı zamanda da halkın güneydeki iş olanaklarını düşünmesine neden olabilir. Kuzeyden İngiltere’ye veya diğer Avrupa ülkelerine kısmi göç başlayabilir. Sonrasında ise Kuzey güneyle ekonomik ilişkileri geliştirme doğrultusunda ortak hareket etmeye razı olabilir. Kuzeyin güneye kendi isteği ile yaklaşması Katolik kesimin aşırı milliyetçi tutumunu yumuşatmasına sebep olabilir. Önceleri ekonomik olarak başlayan ilişkiler, daha sonra kuzey ve güneyin birleşmesini sağlayabilir. Fakat bu düşünce kısmen zoraki bir kaynaştırma hareketidir ve uygulandığı takdirde ekonomik çöküntüye girecek olan kuzeyin bu stratejik boşluğunu parasal yardım talepleriyle başka ülkeler doldurmaya çalışabilir. Bu durum ise İrlanda ve İngiltere için daha büyük sorunlar yaratabilir.

* Stajyer, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri. bbdik@tasam.org

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4759 ) Etkinlik ( 163 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 67 1690
Avrupa 13 1329
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 497
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1125
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3284 ) Etkinlik ( 67 )
Alanlar
Türkiye 67 3284

Son Eklenenler