Transatlantik İlişkiler ve NATO
Yayın Tarihi : 21.06.2011

Artık uluslararası örgütlerde yeni dönemin gerekleri doğrultusunda yeniden yapılanmaya gidiyor. Bunların başında son dönemde gerçekleştirdiği hem yapısal hem stratejik dönüşüm ile NATO gelmektedir. Hala bu örgütü ABD domine etmektedir. Özellikle Rusya’nın dağılması sonucu Doğu Avrupa ülkeleri üzerinden gerçekleşen transatlantic rekabet NATO’ya dikkatleri çekmiştir. Öyleki kısa sürede AB’nin üye olarak aldığı ülkelerin coğrafyası bir anda NATO bölgesi haline gelmiş, bu örgüt AB ile aynı coğrafyada genişlemiştir. AB buranın kendi etkinlik alanı olduğunu ve güvenlik konuları ile kendisinin ilgileneceğini beyan etmesine rağmen. ABD hamle olarak Avrupa’nın kendi ordusunu kurmasına ve kullanmasına gerek olmadığını operasyon gerektiği durumlarda NATO’nın devreye girebileceğini ifade etmiştir.

Doğu Avrupa üzerinde NATO genişlemesinin bir takım politikaları vardı. Amaç ordu üzerinde sivil kontrolü sağlayacak kurumsal bir mekanizma oluşturmaktı. Özellikle sosyalizm tecrübesi yaşayan bu ülkelerde demokratik değerleri ve kurumları uygulamaya sokmak başlı başına bir süreç, proje olarak öngörülmüştür. Bu anlamı ile NATO kendisini yeni güvenlik yaklaşımları ve talepleri doğrultusunda dönüştürmüştür. Tabiki burada bahsettiğimiz değerler insanlığın çıkarından ziyade Amerikan ulusal çıkarlarının elde edilmesi için kullanılan birer politik araçlardır.

Ancak başka bir açıdan bakılınca burası AB etki alanıdır. Neden AB bölgesinde sorunlarla uğraşmakta inisiyatifi başka bir uluslararası örgüte bırakmaktadır. Çünkü ABD açık bir şekilde NATO’yu politik hedefler doğrultusunda bir araç olarak kullanmaktadır. Bu da ABD ve AB arasında liderlik tartışmasını gündeme getirmektedir. ABD hala Avrupa coğrafyasında ya da politiğinde söz sahibi olmak isterken, AB daha dengeli ve eşit ilişki modelini tercih etmektedir. Buna karşın ABD bir bütün olarak AB ile değil ülkelerle doğrudan ilişki kurmayı tercih etmektedir.

Avrupa’nın iç zayıflığı bunların birlik dışında birebir ülkeler ile doğrudan bağlantı kurarak bir takım ilişkiler geliştirmesine sebep olmaktadır. Avrupa’nın iç zayıflığınının farkında olan ABD bunu kullanmakta ve bu alanlardaki zayıflığı daha ciddi bir duruma getirmektedir.Irak savaşı buna örnek olabilir. Birlik olarak bu savaşa bir destek çıkmadı. Bu yüzden ABD Birleşik Krallık, İspanya,Polonya ve İtalya ile doğrudan işbirliğine yöneldi. Fransa ve Almanya gibi birlik içerisinde etkili ve güçlü ülkeler bu destekten uzak durdular. Bu anlamda yine bir kriz durumunda Avrupa’yı bölünmüş olarak gördük.

Bu durum politik söylemedi de etkilemiştir. Bir taktiksel konuşma olmakla beraber ABD eski Dışişleri Bakanı Rumsfeld:” Almanya ve Fransa’yı Avrupa olarak düşünüyorsunuz. Ancak bence bu eski Avrupa. NATO Avrupasına baktığınız zaman ağırlık doğuya kaymaktadır ve birçok yeni üye vardır. Almanya ve Fransa sorunlarla uğraşmaktadır.” demiştir. Ekonomik ve siyasi olarak transatlantic ilişkiler dünyayı da etkilemektedir. Bu cümleyi dikkatlice okursak ABD dış politikası Avrupa’yı Avrupalılar’a bırakmayacaklarını söylemektedir ve burada da temel nokta Amerika’nın ulusal çıkarlarıdır.

Bu konuda gerçek bir test Bosna Hersek’te yaşanan savaş ve Kosova Krizidir. AB bu sorunlara karşı kısa sürede çözüm üretememiştir ve üç yıl sürmüştür. Amerika’nın konuya doğrudan müdahalesi bu üç yıldan sonar gerçekleşmiştir. Ancak neden bu kadar zaman aldı? Sanırım Amerika, Avrupa’ya doğrudan kendi coğrayyasında olsa bile böyle bir durum karşısında hala kendisine ne kadar ihtiyaç duyulduğunu ve mevcudiyeti olmadan bu sorunlarıun çözülemeyeceğini göstermek istedi. Ayrıca AB’nin hala NATO’ya ihtiyaç duyduğunun açık bir mesajı oldu.

11 Eylül saldırışarının ardından teröre karşı savaş çerçevesinde transatlanik ilişkiler oturmuş görünüyordu. Ancak ABD Irak’a müdahaleye karar verince ilişkiler yeniden dalgalanmaya başladı. Özellikle Fransa ve Almanya bu konuda yoğun eleştirilerde bulundu. Diğer bazı Avrupa ülkeleri ise destek verip Irak’a birliklerini gönderdiler. Bu çerçevede Rumsfeld’in yukarıda geçen beyanı daha anlamlı olmaktadır. Her ne kadar uluslararası yapı değişmiş olsada ABD, Avrupa Güvenliğinde kendisine ve NATO’ya her zaman bir yer olduğu düşüncesine sahiptir. Bu anlamda ABD ve AB arasında kurumsal bir mekanizma geliştirilene kadar Amerika’nın Avrupa politik arenasında dominantlığını NATO aracılığı ile sürdüreceği açıktır.

© 2017 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC