Musul ve Kazem Al Saher
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 31.3.2017
Musul ve Kazem Al Saher
Musul hala DAİŞ’ten tamamen temizlenemedi. 5000 savaşçıya karşı 60 ülkenin destekli huruç harekatı var. Irak ordusu ve Peşmerge savunması bunun dışında bir savunma gücü. Ülkenin asıl sahibi. Türkiye’nin  “istenmeyen bir taraf” olarak sembolik varlığını sürdürdüğü Musul’da 120 civarında yerleşim yerinin DAİŞ’in elinden geri alındığı duyuruluyor. Ama Musul’lular hala yarından, yarınlarından emin değil.  
 

“Millet Olma” Duygusunu Yitirmenin Ağır Bedeli

Musul, Musul’dan başka her şeye benziyor artık. Sürekli ateş altında ve diken üstünde yaşamak Musul’lu için kaderin acı oyunu veya en önemlisi “millet olma” duygusunu yitirmenin kaçınılmaz sonucu. Bir sonuç daha var. Artık Musul eski renkli insan dokusunu kaybetmiş durumda. Yezidi, Ermeni, Türkmen, Kürt, Arap, Asuri ve Şabbaki’lerin ahenk içinde denemese bile bir arada yüzyıllarla yaşadıkları vilayet, gün olur koalisyon güçleri çekilirse, tek renkli bir yer olmaya namzet. Ama sevgili Nezir Kırdar’ın deyimi ile olan oldu bir kere. “Irak’lı(Eraki) kimliği kalmadı”. Asıl sorun bu. İnsanları birbirine bağlayan kimlik yok olunca, fırtına önünde savrulan yapraklara döndüler.
 

“Harab Mabed”

Nureddin Mahmut  Zengi’nin 1172 de yaptırdığı büyük Musul camiinden veya Cami-i Nuri’den söz ediyorum. DAİŞ cihadının, ibadetin önüne geçtiği tarih olan 2014 yılından bu yana, minaresi yıkık, boynu bükük, Bağdadi’nin halifeliğini ilan etmeyi seçtiği yer olarak ise  mahcup.
 
Aklıma hemen Rıza Tevfik’in Harab Mabed başlıklı şiiri geliyor: “İslamın bahtiyar bir zamanında; Ab-ı hayat vamış şadırvanında; Şimdi harab olmuş sayebanında; Dem çeken kuşların ömrü azalmış”. DAİŞ’in   nasıl bir din anlayışı var ki, sadece bir ibadethaneyi değil, Musul Camii ile bir kültür mirasını yok etmeyi hedef almış.
 

Ve Musul’un Davudi Sesinden bir Çağrı, bir Yakarış

Sarah Brightman eğer, Hertfordshire bülbülü ise, Kazem Al Saher Musul’un avazesi gök kubeye yükselen davudi sesi. Bu iki eşsiz sesi izlerken insan “şu medeniyetler çatışması da neyin nesi, ancak medeniyetlerin ebedi uyumundan söz edilebilir” diyesi geliyor. Eğer Samuel Huntington bu ikilinin “The War is Over” şarkısını yorumlayışını izleseydi, kitabında neleri değiştirirdi? diye soruyorum kendi kendime.
 
Derme çatma bir minare görünümlü kuleden birlikte söylüyor ikili şarkının bir bölümünü klip’te. Arap atlıları tozu dumana katıyor fonda.Ve Brightman ile Al Saher birlikte, hayal-gerçek bir tesbitte bulunuyorlar:
“Düşen yaralı yıldızlar(ışık) birbir, rüyalarında hala bir açık kapı arıyor;
Sabah çiğdemiyle birlikte, adeta savaş bitmişcesine zafer dolu bir görüntü beliriyor.
Ve bana  eve dönüyormuşum gibi geliyor”. 
 

Sanatçı Duyarlılığı ve “Selam Allah”

Özellikle resime ve müziğe, genellikle sanata yaşamını adamış gerçek sanatçılar, sıradan insanların görmediğini görüp, onların duymadığı, duyamadığı sesleri duyar gibi gelir hep bana. Belki de gerçekten öyledir. Çünkü sanatçı duyarlılığı bambaşka.
 
İşte Musul’un güzel çocuğu, gür sesi Kazem Al Saher, adeta harabeye dönen vatanının özlemini gidermek istercesine Allah’ı selamlıyor, “Selam Allah” diye  “Savaş bitti” adlı şarkıda:
“Duyguların dili karanlıkta yankılanıyor; Umut ufukta; Düşen yaralı yıldızlar sebebiyle hiç olmazsa rüyalarda bir açık kapı aramalı”; Bana savaş bitti, eve dönüyormuşum gibi geliyor” diye solo yapıyor Kazem Al Saher.
 
İkili bir başka deyişle, medeniyetleri buluşturarak, barışa bir şans daha verilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Biri Herdfordshire, diğeri Musul bülbülü iki güzel insan.
Şarkıyı dinlemenizi, klip’i de izlemenizi öneririm. İyi bir dilek ve kutsanmış bir dua gibi.
 
İlgili Döküman İçin Tıklayın
Diğer Yazıları
© 2017 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC