Amerika Çin Etrafındaki Çemberi Daraltıyor

Makale

Barack Obama’nın, yeniden ABD başkanı seçilmesinden sonra yaptığı ilk yurtdışı turnesini, hem ülke, hem de dünya basını “tarihi ziyaret” olarak değerlendirmekte....

Barack Obama’nın, yeniden ABD başkanı seçilmesinden sonra yaptığı ilk yurtdışı turnesini, hem ülke, hem de dünya basını “tarihi ziyaret” olarak değerlendirmekte. Bunun bir kaç nedeni bulunmaktadır. Seçimlerden hemen sonra ABD başkanı, Güneydoğu Asya’nın üç ülkesi – Tayland, Myanmar ve Kamboçya’yı ziyaret etti. Son iki ülkeye ayak basan ilk Amerikan başkanı olmasının yanında Obama’nın ABD ile Myanmar’ın ilişkilerinin son derece gerildiği bir dönemin hemen ardından bu devleti ziyaret etmesi uzmanlara göre adımın ilginç taraflarındandır. Seçimlerden hemen sonra gidilen ilk ziyaret ABD dış politikasındakı önceliklerin göstergesi olmaktadır. Örneğin, birinci başkanlık döneminde Obama’nın ilk gittiği ülke olarak Türkiye’yi seçmesi ABD’nin Orta Doğu politikasına ne kadar önem vermesinin ve Türkiye’nin bu politikadakı öneminin işaretiydi. Bu sefer birçok uzman, ABD dışişlerinin bu “köklü” geleneğinden yola çıkarak Amerika için Asya – Pasifik’in en azından önümüzdeki dört yıl içinde önemini belirtmekle beraber, bu önemin geçen sene sonu Clinton’un Pasifik ziyareti ve 2012 Ocak ayında Obama’nın Avustralya ziyareti sırasında verdiği demeçler ve ülkenin yeni dış politika konseptinin açıklamasından sonra ortaya çıktığını ireli sürmekteler. Söz konusu turnenin değişen dış politika önceliklerinin bir devamı olduğunu söyleyebiliriz.

ABD Başkanı Ulusal Güvenlik Danışmanı Thomas Donilon, bu öncelikleri tamamen ortaya çıkardı: “Temennimiz, bölgede yeni güçlerin konumlarını pekiştirmesi, aynı zamanda deniz, hava, uzay ve siber mekânlara özgür çıkışlarını sağlayabilmeleridir. Bu, ticaretin hızla gelişmesine yardımcı olurdu” T. Donilo “yeni güçler” dediğinde Myanmar ve Kamboçya’yı kastettiğini anlamak zor değil. Çünkü Tayland’la ABD yönetiminin ilişkileri Japonya, Endonezya, Vietnam, Hindistan, Güney Kore ve Filipin’le olduğu kadar sağlamdır. Durumu daha dikkatle analiz ettiğimizde, tüm bu devletlerin bir takım farklılıklarla beraber, bir genel yönünün olduğunu da görebiliriz: bu devletlerin hepsinin ABD'nin başlıca rakibi olan Çin’le sorunları bulunmaktadır. Kuşkusuz, ABD'nin Asya-Pasifik bölgesi ile ilgili dış politikasının yeni çizgisi, orada kendi konumlarının onarımı ve Çin'in artan gücünü göğüslemeye yönelmektedir. Thomas Donilon, Obama'nın bölgeye ziyareti hakkında konuşmasında şunları belirtti: “Başkanımızın ziyareti dış politikamızın yeni dengelerinde bundan sonraki aşamanın başlangıcıdır. Başkan, ABD'nin bölgede daha önemli ve uzun süreli rol alacağını söylüyorsa, demek biz bu yükümlülüklere uymak niyetindeyiz” ABD, aynı anda birçok savaş yapmakla dünyanın çeşitli bölgelerinde ordu bulundurmak gücünde olmadığını anlaması nedeniyle giderek Ortadoğu'dan çekilmesi, fakat oradan tam çıkmayarak işlevlerini bölgesel müttefiklerine devretmesi işte bununla anlatılabilir. Başkan Obama'nın favori "yumuşak güç" stratejisini kullanarak, Washington, Yakın Doğu'da kontrolü mümkün olduğunca elde tutmaya çalışıyor ve kaybedilmiş konumlarının onarımı, daha sonra ise Çin'i önleme niyetiyle ana kuvvetlerini Pasifik’te konumlandırıyor.

Jeoekonomik alanda da ABD, kuvvetlerini Asya'nın daha sabit pazarlarına yönlendirmeye gereksim duymaktadır. Hedef, yeni Asya-Pasifik serbest ticaret grubunun oluşturulmasıdır. ABD'nin Doğu Asya ülkeleri Zirvesi ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği'nin (ASEAN) zirvelerine aktif katılımı da Amerikan yönetiminin alternatif pazarlarda güçlenme çabalarının göstergesidir. Fakat burada da ABD, karşısında Çin'i görmerktedir. Analistlere göre, Washington'un Asya-Pasifik serbest ticaret grubundaki politikası Çin'in içinde bulunmadığı, onun dışlandığı serbest ticaret dilimini içermektedir.

Çin’in ekonomik gücü ve supergüç olarak askeri-siyasi gelişimi, henüz seçim öncesi kampanya döneminde ABD'nin her iki başkan adayının aynı fikirde oldukları tek konuydu. Her ne kadar Başkan seçileceği halde Çin’le ticaret savaşına başlayacağını vadeden Romney’ye nazaran Obama'nın tutumu daha ılımlı gözükse de, onun son demeçlerinden sadece bir sonuç çıkarabiliriz: Çin dış politikada ona verilen çizgiyi geçmiştir! Seçim öncesi tartışma sırasında ABD'nin dış politikası ve güvenliği hakkında konuşan Cumhurbaşkanı defalarca Çin'i hem rakip, hem de potansiyel bir ortak olarak göstermiş, fakat onun ortak olması için kuralları kabullenmesini, yani “ikinci rolde” olması gerektiğine vurgu yapmıştı.

Çinli liderler, giderek hızlanan ekonomik sorunların sosyal istikrarsızlığın ve ABD’ye kıyasla askeri potansiyellerinin daha zayıf olduğunun farkında olmalarına rağmen, kitlelere güvenerek devletin güçlü taraflarını sergilemekte ve onların vatanseverlik ruhunu korumaya çalışmaktadırlar.

Anlaşılan, ABD ve Çin açık çatışmaya gitmeseler bile artık biri-birlerini düşman olarak nitelendirmekteler. Çin, şimdilik ABD’nin atak politikası önünde güçlükle de olsa direnebiliyor. Libya’da yaşanan iç savaş ve Kaddafi’nin devrilmesi Çin’i esas ihracatçılarının birinden mahrum etti. Sudan’ın iki yere parçalanması ve petrol kaynaklarıyla zengin Güney Sudan’ın açıkça Batı yanlısı politika sergilemesi Çin ekonomisini yine zor duruma soktu. Hürmüz boğazı ile ilgili durum ve askeri operasyonların başlaması Çin’in ekonomik çıkarlarına daha da etkili darbeyi vurmuş olur. Fakat bu bölgeler dışında ABD ile Çin’in temel “savaş meydanı” Güney Doğu Asya ve Asya – Pasifik bölgesidir. Tüm devletlerin “bizimki ve ötekilere” dönüştüğü bölgede, zaman zaman haritada güçlükle sezilen bir ada devleti için bile sert mücadele yaşanmaktadır. Hint Okyanusu ve Pasifik’teki boğazlar da son derece önemli jeopolitik ve jeoekonomik öneme sahiptirler. Onlar aktarım yeteneklerine ve coğrafi boyutlarına göre Hürmüz Boğazı ve Süveyş kanalını geride bırakmaktadırlar. Artık belirttiğimiz gibi, ABD her şeyden önce Çin'in ekonomik büyümesini önlemek istiyor. Bu boğazlar aracılığıyla Çin için enerji taşıyıcıları ile dolu tankerler ve stratejik yükler taşıyan gemiler geçmesini dikkate alırsak, onlara kontrolün stratejik önemi anlamış oluruz. Obama'nın geçenlerde ziyaret ettiği üç Güneydoğu Asya ülkesinin jeopolitik önemine bu açıdan bakılabilir. Bu anlamda, Myanmar’ın bulunduğu coğrafi konum ise özel ilgi uyandırmaktadır. Yüzölçümüne göre İsveç, Fransa, hatta Almanya'dan büyük olan Myanmar, Hint Okyanusu’nun kıyısında ve Çin’in Güneybatı sınırlarında yerleşmektedir. Şu ana kadar dünyada pek de bahsi geçmeyen bu ülke, şimdi - XXI yüzyılın başlarında ABD ve Çin'in dikkat merkezinde. Myanmar’ın Çin için önemini daha iyi anlamak için bu hususu belirtmek yeterlidir: Enerji kaynaklarının Çin’e ulaşımındaki iki okyanusu birleştiren ana yoldan - Malaka Boğazı'ndan yan geçmekle taşınmasına alternatif yol olarak sadece Myanmar arazisi kullanılabilir. Boğazın yıllık kapasitesi yaklaşık 50 bin gemidir. Bu, tüm dünyadaki deniz ticaret hacmini gerçekleştiren gemilerin dörtte biri demektir. Uluslararası İstatistik Ajansı'nın verilerine göre, 2030’a kadar Malaka Boğazı aracılığıyla petrol taşıyan tankerlerin sayısının iki kat artabilir. Malaka boğazı’nın dar olmasına rağmen (Singapur kıyısı boyunca 2,5 kilometre), 24 saat içinde bu boğazdan supertankerle Çin'e taşınan petrolün hacmi 12 milyon barelden daha fazladır. Bu koridorun kapanmasının son derece kolaylığı Malaka Boğazı’nı kontrol edebilcek gücün Çin’in enerji donanımına da kontrolü ele alması anlamına gelmektedir. Boğazı kapatabilecek tek gücün ABD Deniz Kuvvetleri olduğunu söyleyebiliriz. Fakat kendi askeri deniz üslerini hızla geliştirmeye başlayan Çin, tahminlere göre artık 2015 yılında gemi imalatında dünya liderine dönüşebilir. Kullandığı enerjiyi dışarıdan temin eden Pekin, öncelikle deniz yollarının korunmasını sağlamalıdır. Diğer seçenek, deniz ve okyanus boğazlarının olabildiğince az kullanılması için alternatif yollar olabilir. Böyle seçeneklerden biri, Hint Okyanusu kıyılarından Çin'e uzanan yol ve boru hatları ağı kullanımdır.  Myanmar, topraklarını kullanarak deniz kıyılarında terminallerin inşasıyla Çin için daha ucuz ve en önemlisi güvenli bir alternatifdir.

Daha önce, buna benzer bir proje;  Orta Doğu’dan Çin’e gelen petrolün ülkenin Küzey komşusu Pakistan’dan geçerek Çin’e taşınması projesi konuşulmaktaydı. Ortak çabalar sonucunda Pakistan’ın Arabistan Denizi'ndeki Kvadar limanının dibinin derinleştirilmesi projesi başlatılmıştı. Fakat ne ilginçtir ki, her iki ülke için hayati önemi olan bu projenin tam başlayacağı sırada, 11 Eylül olayları yaşandı ve ABD, teröristleri imhası adıyla Afganistan'a girdi ve bununla da yetinmeyerek,  terroristleri barındıran kabilelerin bizzat Pakistan’dan Çin’e yapılması öngörülen boru hattının geçeceği yerlerde bulunduğu iddiasıyla bu bölgelere bombalar yağdırdı. Bu sefer, boğazları baypas ederek Ortodoğu ve Afrika’dan petrolün Myanmar limanlarına gemi ile ve daha sonra boru hattlarıyla Çin’e daşınması olasılığı ABD yönetimini tedırgin etmektedir. Uzmanlara göre, olayları böyle gelişmesi ABD’nin Çin’i önlemek politikasının fiyaskosu olabilirdi.

Tam bu sırada ABD'nin aklına, elbette ki, Myanmar’da insan haklarının ihlali, demokrasi kurumları geldi. Ünlü ekonomist, ABD'nin eski demokrat başkanı Bill Clinton’un danışmanı olmuş Nobel ödüllü Joseph Stiglitz bununla ilgili çok net başlıklı makale yayınladı: "Sonraki twitter devrimini nerede beklemeli? Sıra Myanmar’ındır”. Stiqlis’e göre, "Uluslararası kamuoyunun Myanmar’ı sadece yardım önerileriyle değil, bugün ülkede değişikliklere engel olan yaptırımları ortadan kaldırmakla gündemde ilk yere koymasının zamanıdır ...» ABD Myanmar’a karşı yaptırımları 1990’da askeri iktidarın darbe yoluyla hükümet başına geçmesinden, muhalefet lideri, Oxford Üniversitesi mezunu Aunk San Su Çjin’inin ev hapsi cezasından sonra uygulamaya başlamıştır. 2008’de, Aunq San Su Çji, XIV Dalai Lama ile beraber, ABD'nin en yüksek sivil ödülü olan Kongre’nin Altın madalyasını aldı. Bu madalya alma töreninin Myanmar’da Dalay Lama'nın taraftarlarının iktidara karşı kitlesel gösterilerde çatışmalarda 100'den fazla kişinin ölümü ve başarısızlıkla sonuçlanan “safran devrimi” sonrası yaşanması manidardır. Devrim başarısızlığının hemen ardından Myanmar liderliği, ülkede Kuzey Kore yardımıyla nükleer silah elde etmeye çabaları ile suçlandı. Komşuları ile hemen hemen hiçbir sorunu olmayan Myanmar’ın, aniden kitle imha silahını kullanarak ABD'yi yok etme istemesi gündeme geldi. Amerika yönetiminin bu iddianın ne kadar mantık dışı olduğunu anlaması ve Myanmar hükümetinin Aunk San Su Çji’nin ev hapsinin kaldırılmasından sonra ABD Dışişleri bakanı Clinton ve onun ardından da diğer batılı liderlerin ülkeyi ziyaret etmesinin akabinde dünya basının Myanmar’a karşı tutumu da değişmeye başladı.  Zülme karşı mücadele eden fedakâr bir savaşçı kimi gösterilen muhalefet lideri Aunk San Su Çji ile kucaklaşarak fotograf çektirmek batılı liderler tarafından nerdeyse bir gelenek haline getirilmiş. 

Batı devletlerin, özellikle de ABD’nin uyguladıkları çifte standartlar konusunda günümüzde hemen herkes biliyor. Fakat yine de şunu belirtelim ki, ABD’nin Ortadoğu’dakı yakın müttefiki ve demokrasinin, insan haklarının Libya ve Suriye’de en ateşli destekçisi Katar’da bundan az zaman önce,  iki mühalif şair -  Muhammed ez-Zeyb ve Muhammed Zeyb el-Acemi, devlet adamlarına eleştirdikleri bir şiir yüzünden müebbet hapse mahkûm edildiler. Myanmar’da Aunk San Su Çji’nin ev hapsinden bu kadar yakınan, hapisten çıktıktan sonra bile desteğinin esirgemeyen Batılı devletlerin, Katar’da iki şairin hayatlarının sonlarına kadar zindanda çürümelerine karşı suskunluğu çok ilginç!

Bunlardan yola çıkılarak bazı güçlerin Aunk San Su Çji’ni iktidara hazırlaması fikri oluşmaktadır. Fakat şimdilik o muhalefette, ülkeyi ise dini zeminde bile çalkalamak çok zor. Bu yüzden de Batı, son zamanlara kadar nükleer silah denemeleri de dâhil, bir takım affedilemez suçlarla suçladığı Myanmar hükümetiyle doğrudan ilişki kurma kararını aldı.  

ABD, Myanmar Başkanı Teyn Seyn’e uyguladığı yaptırımları ortadan kaldırarak, onun hükümetini ülkede demokratik değişikliklere motive etme girişimlerine başladı. ABD hükümeti, Myanmar’a uyguladığı ekonomik yaptırımları da iptal etti. Bundan hemen sonra birçok ülke ve uluslararası kurumlar bu az gelişmiş ülkeye büyük yardımlar göndermeye başladı. AB, Myanmar’a demokratik değişikliklerin desteklenmesi için yaptırımları ortadan kaldırmakla beraber, 150 milyon avro yardım da göndermeyi planlıyor; Dünya Bankası 85, Avustralya Hükümeti 80 milyon dolar yardım hazırlıyor. Nihayet, Başkan Obama Myanmar’a ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, bu ülkede yakın 2 yıl için 70 milyon dolarlık bütçe ile USAID ofisinin çalışmalara başlayacağını söyledi.

Myanmar hükümetinin bu “hayırseverlik”lere verdiği karşılık gecikmedi. Dış politikalarını tekrar gözden geçireceklerini söz veren Myanmar yetkilileri, ekonomilerini Çin gibi devletlerden bağımsız hale getireceklerini belirtiler.

Böylece, Çin’le jeopolitik mücadelede Amerikalıların yeni bir puan kazandığı kabul edilebilir. Fakat oyun henüz bitmedi ve bu oyunun sonucunu tahmin edebilmek hiç de kolay değil.

 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4750 ) Etkinlik ( 163 )
Alanlar
Afrika 64 1107
Asya 67 1685
Avrupa 13 1327
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 496
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2757 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1121
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 422
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3277 ) Etkinlik ( 67 )
Alanlar
Türkiye 67 3277

Son Eklenenler