Siber Savaş Hukukunda Meşru Müdafaa Hakkı ve İsnat Edilebilirlik: Stuxnet ve Aramco Saldırıları
Ahmet GÜMÜŞBAŞ
Ahmet GÜMÜŞBAŞ
LL.M., Uluslararası Kamu Hukuku, Leiden Üniversitesi; B.A., Hukuk, Bilkent Üniversitesi
Yayın Tarihi : 11.6.2018
Siber Savaş Hukukunda Meşru Müdafaa Hakkı ve İsnat Edilebilirlik: Stuxnet ve Aramco Saldırıları
Özet: Ortadoğu ülkelerindeki güvenlik zafiyetinin yarattığı sonuçlar siber dünyada da hissedilmektedir. 2010 ve 2012 yıllarında gerçekleştirilen Stuxnet ve Aramco saldırıları, boyutları ve etkileri bakımından dünya çapında en çok dikkat çeken eylemler arasında yer almaktadır. Bu eylemlerin uluslararası hukuk ve siber savaş bağlamında nasıl değerlendirileceği sorunu ayrı bir önem arz etmektedir. Stuxnet ve Aramco siber eylemlerinin İran ve Suudi Arabistan’ın ‘meşru müdafaa’ hakkını doğuracak nitelikte ‘siber saldırı’lar olup olmadığı bu tartışmaların başında gelmektedir. Bununla birlikte siber eylemler çoğunlukla bir devlet organı tarafından değil, bir grup hacker tarafından gerçekleştirildiği için ‘isnat edilebilirlik’ hususu hukukçuları zorlayan bir diğer sorundur. Bu yazıda, uluslararası hukukta ‘meşru müdafaa’ ve ‘isnat edilebilirlik’ konularına ilişkin normların siber saldırılara nasıl uygulanabileceği incelenecektir. Bu tartışmalar ışığında Stuxnet ve Aramco saldırılarının uluslararası hukuk boyutu değerlendirilecektir.
 
GİRİŞ
Bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerle birlikte devletler, savunma ve saldırı kapasitelerini arttırmak adına yeni silah sistemleri geliştirmeye başlamıştır. Geçtiğimiz on senelik zaman diliminde siber dünyada yaşanan gelişmeler, devletlerin bilgisayar yazılım ve programlarını bir silah olarak kullana bileceğini göstermiştir. Bu dönemdeki siber eylemlerin ölçü ve etkileri dikkate alındığında, devletlerin propaganda amacının yanı sıra düşman ülkeyi fiziksel anlamda zarara uğratmak adına siber eylemlere başvurduğu görülmüştür. Siber teknolojideki bu ilerleme dünyanın farklı noktalarında farklı şekillerde hissedilmeye başlamıştır. Ortadoğu ülkeleri de bu dönem içerisinde siber saldırıların hedefi haline gelmiştir. Bu zamana kadarki en ciddi siber operasyon olarak değerlendirilen Stuxnet saldırısı, İran’ın nükleer santrallerini hedef almıştır. Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Aramco şirketine yönelik saldırı ise, bir ticari işletmeye yönelik gerçekleşmiş en büyük saldırı olarak kabul edilmiştir. Ortadoğu ülkelerini hedef alan büyük ölçekli bu siber saldırılar, bölgedeki güvenlik zafiyetlerinin bir başka boyutunun da yetersiz siber altyapı olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu durum, uluslararası hukuk bağlamında Ortadoğu devletlerinin siber saldırılara ilişkin hak ve yükümlülüklerinin neler olduğu sorunu gündeme getirmiştir. Literatürde yeni yeni yerini alan ‘siber savaş’ kavramı, uluslararası hukukta da yeni tartışmalara kapı aralamıştır. Konvansiyonel savaş bağlamında çokça tartışılan hususlardan olan ‘kuvvet kullanımı’ ve ‘meşru müdafaa’ kavramlarının siber savaş konseptine nasıl uyarlanması gerektiği, siber savaş hukukunu ilgilendiren sorunların başında gelmektedir.
 
Bu yazıda 2010 ve 2012 yıllarında gerçekleşen Stuxnet ve Aramco siber saldırılarının, İran ve Suudi Arabistan’ın meşru müdafaa hakkını doğuracak düzeyde eylemler olup olmadığının cevabını aranacaktır. Bu amaçla ne seviyedeki ‘siber kuvvet kullanımı’ fiillerinin devletlerin meşru müdafaa hakkını doğuracağı değerlendirilecektir. İkinci olarak ise, meşru müdafaa hakkının doğduğu durumlarda devletlerin bu hakkını kime karşı kullanabileceği sorusunun cevabı aranacaktır. Bu bölümde siber saldırılara ilişkin isnat edilebilirlik standartları, Stuxnet ve Aramco eylemlerinin mağdur devletlerin meşru müdafaa hakkını doğurup doğurmadığı sorusunun cevabından bağımsız olarak değerlendirilecektir.
 
I. SİBER SAVAŞ HUKUKUNDA MEŞRU MÜDAFAA HAKKI
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (‘Sözleşme’) 2. maddesi günümüzde ‘kuvvet kullanma yasağı’nı (the prohibition of the use of force) düzenleyen en temel norm olarak kabul edilmektedir. Söz konusu maddeye göre, “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar”.1 Bu maddede kullanılan ‘kuvvet’ ifadesi dar anlamda yorumlanmıştır ve yalnızca askeri anlamda tedbirleri yani ‘silahlı gücü’ (armed force) ihtiva etmektedir.2 Siyasi ve ekonomik cebir içeren tedbirler bu madde kapsamında değerlendirilmemektedir. Günümüzde devletlerin ve akademisyenlerin önemli bir çoğunluğu kuvvet kullanma yasağını sadece BM Sözleşmesi ve uluslararası teamül hukuku kuralı olarak değil aynı zamanda aksine bir düzenlemeye izin vermeyen bir jus cogens kuralı olarak kabul etmektedir.3
 
Kuvvet kullanma yasağının iki temel istisnası vardır. İlk istisnaya göre, BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barışın tehdit edildiği, bozulduğunu ya da bir saldırı olduğunu saptaması ve Sözleşme’nin VII. bölümü kapsamında karar alması halinde üye devletler diğer bir ülkeye karşı kuvvet kullanımına başvurabileceklerdir. Bu istisna, BM Güvenlik Konseyi’nin Sözleşme’nin 24. maddesi uyarınca uluslararası barış ve güvenliğin korunması hususunda başlıca sorumlu ve yetkili organ olmasının bir gereğidir. Kuvvet kullanımı yasağının ikinci istisnası ise, ‘meşru müdafaa’ hakkıdır. Devletlerin kendi güvenliklerini sağlama hakkına dayanan bu uluslararası hak, BM Sözleşmesi’nin 51. Maddesinde açıkça tanımlanmış olmakla birlikte uluslararası teamül hukukunun da bir gereğidir. Buna göre, “Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da kolektif meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez”. Bir diğer ifadeyle, üye devletler ancak bir ‘silahlı saldırı’nın (armed attack) hedefi oldukları durumda meşru müdafaa hakkına başvurabileceklerdir.
 
İlgili Döküman İçin Tıklayın
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC