Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2019 | Açılış Konuşması

Açılış Konuşması

Anavatanın üç tarafının denizlerle çevrili olmasına ve Türk devletlerinin denizlerdeki etkinliğine bağlı olarak tarihinin en parlak ve en kara dönemlerini yaşamasına rağmen, bugüne kadar denizciliğe milletimiz tarafından her zaman gereken önem maalesef verilmemiştir. Bugün ise geleceğinin denizlerde olduğunun farkında olan Türkiye...

Değerli katılımcılar,

Anavatanın üç tarafının denizlerle çevrili olmasına ve Türk devletlerinin denizlerdeki etkinliğine bağlı olarak tarihinin en parlak ve en kara dönemlerini yaşamasına rağmen, bugüne kadar denizciliğe milletimiz tarafından her zaman gereken önem maalesef verilmemiştir. Bugün ise geleceğinin denizlerde olduğunun farkında olan Türkiye “Mavi Vatan”a sahip çıkmakta, Türk deniz gücü askerî ve sivil tüm unsurlarıyla gelişmekte, dünya denizlerinde layık olduğu yere emin adımlarla ilerlemektedir.
 
Deniz gücü elbette sadece tersanelerde inşa edilmemektedir. Deniz gücü ve denizciliğin gelişiminde kılavuzluk edecek bir ulusal denizcilik doktrinine de ihtiyaç bulunmaktadır. Denizci millet olma hedefine ancak bu doktrinin geliştirilmesi ve tüm toplum tarafından sahiplenilmesi ile ulaşılabilecektir. Bu bağlamda, doktrinin oluşmasını sağlayacak akademik birikime katkı sağlayacak geniş katılımlı faaliyetler önem arz etmektedir. Bu nedenle bu forumu düzenleyen ve katkı sağlayan herkese şükranlarımı sunuyor, böyle girişimlerin yaygınlaşmasını ve kurumsallaşmasını diliyorum.
 
Dünya coğrafyasında karalara kıyasla üç kat daha büyük alan kaplayan denizler her anlamda insanlık için daha önemli hale gelmekte, denize olan bağımlılık her geçen gün artmaktadır. Sadece deniz ticareti rakamlarına yüzeysel bir bakış dahi bu durumu gözler önüne sermektedir. 2017 yılında dünya denizlerinde toplam 10,7 milyar ton yük taşınmıştır. Bu yirmi yıl önceki miktarın 2 katından daha fazladır. Bu miktarın üçte birini petrol ve petrol ürünlerinin oluşturduğu ve günümüzde birçok faaliyetin bu ürünlere bağlı olduğu göz önünde bulundurulduğunda deniz ve denizciliğin tek bir boyutunun dahi ne derece önemli olduğu ortadadır.
 
Doğu Akdeniz ise dünya denizleri içerisindeki tarihsel önemini ve müstesna yerini korumaktadır. Tüm dünya deniz ticaretinin %15’i Akdeniz üzerinden yapılmaktadır. Bunun içerisinde enerji kaynakları önemli yer tutmakta, Doğu Akdeniz, petrol üretiminin %30’dan fazlasını üreten Ortadoğu ile tüketimin %20’den fazlasını gerçekleştiren Avrupa’yı birbirine bağlamakta, ayrıca Hazar havzasından çıkartılan enerji kaynaklarının taşınması için önemli bir alternatif güzergâh oluşturmaktadır.
 
Tarihsel transit rolüne ilave olarak, Doğu Akdeniz, 2000’li yıllarda yapılan hidrokarbon keşifleriyle doğrudan enerji kaynağına dönüşmüştür. Ülkemizin 572 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilecek rezervi barındıran Doğu Akdeniz bu bakımdan bizim için daha da önemli hale gelmiştir.
 
Günümüzün dinamik güvenlik ortamında küçük ve yerel görünümlü meseleler aniden küresel kriz boyutuna evrilebilmektedir. Bu bağlamda örneğin Somali’de otorite boşluğundan istifade ile yabancılar tarafından Somali deniz yetki alanlarında yürütülen yasadışı balıkçılık faaliyetlerinin neden olduğu deniz haydutluğunun yıllık 7 ila 12 milyar dolar maliyete yol açtığını hatırlatmak isterim.
 
Öte yandan, dünya geneline baktığımızda egemenlik iddialarının getirdiği çatışma potansiyeli ile Güney Çin Denizi, deniz haydutluğu ve silahlı soygun olaylarının yoğun olarak yaşandığı Gine Körfezi, Yemen’de yaşanan iç savaşın yanında deniz haydutluğu ve uyuşturucu ticareti bakımından risklerin devam ettiği Aden Körfezi-Somali-Arap Denizi bölgesi ile düzensiz göç akışı nedeniyle Orta Akdeniz deniz güvenliğine yönelik tehditlerin yoğunlaştığı bölgeler olarak ön plana çıkmaktadır.
 
Bölgemize bakıldığında ise tehditlerden münezzeh bir deniz çevresinde yaşadığımızı söylemek ne yazık ki mümkün değil. Gerek bölgenin kendi iç dinamikleri gerekse bölge dışı çatışmaların yansımaları bazı risk ve tehditleri ön plana çıkarmakta, bu durum Devletimiz açısından her zaman politik ve askeri boyutta ihtiyatlı ve hazır olmayı dikte etmektedir.
 
Montrö Sözleşmesi ile kurulan denge dolayısıyla Soğuk Savaş döneminde dahi çatışmalardan uzak kalan Karadeniz son dönemde Rusya Federasyonu ile Gürcistan ve Ukrayna arasında yaşanan olayların ardından 2010’lu yıllardan itibaren bir odak noktası haline gelmiştir. Karasal temelli gelişmelerin denize de kısmen yansıması sonucunda Kasım 2018 ayında Kerç Boğazı krizinde görüldüğü üzere küçük çaplı da olsa sıcak çatışma dahi izlenmiştir.
 
Bu durum özellikle son birkaç yılda bölge dışı aktörlerin Karadeniz’e olan ilgilerinde artışa ve Montrö ile getirilen kısıtlamaların sorgulanmasına, Karadeniz’e kuvvet kaydırılması için alternatif yol arayışlarına neden olmuştur.
 
Türkiye tarafından Karadeniz güvenliği için Bölgesel Sahiplik ilkesi ve Montrö rejiminin idamesi anahtar olarak görülmüştür. Deniz Kuvvetlerimiz ise her zaman olduğu gibi Karadeniz’de denge unsuru olmaya devam etmiştir. Bu bağlamda, daha önce Türkiye öncülüğünde 2004 yılında kıyıdaşlar ile birlikte geliştirilen Karadeniz Uyum Harekâtı ile 2001-2013 yıllarında görev yapan Karadeniz Deniz Gücü gibi inisiyatiflerin devamı ve etkinliğinin artırılması için çabalarımız sürmektedir.
 
Faaliyetlerimiz, istikrar ortamının tesis ve idamesi ile NATO güvence tedbirlerinin, Montrö Sözleşmesi de gözetilerek desteklenmesi yönünde devam etmektedir. 2018 yılında, Karadeniz Uyumu Harekâtı kapsamında harp gemilerimiz ve deniz hava vasıtalarımız ile Karadeniz’de sürekli sancak ve varlık gösterilmiş, deniz güvenliğine katkı sağlanmıştır.
 
Yalnızca Yunanistan ve ülkemizin kıyıdaş olduğu Ege Denizi; tarihi olarak birbirine eklemlenmiş sorunlar, Yunanistan’ın öteden beri süregelen revizyonist politikaları ve olumsuz tutumuna rağmen, meselenin diyalog yoluyla çözümlenmesini esas alan yaklaşımımız sayesinde bir barış denizi olma özelliğini sürdürmektedir.
 
Yunanistan statükoyu kendi lehine değiştirme, adalarda ABD’ye üs kazandırma ve Gayri Askerî Statüdeki Adaları (GASA) askerî maksatlı kullanma yönündeki faaliyetlerine yeniden hız kazandırmıştır. Ancak, hiçbir oldubittiye fırsat vermeyecek, gerektiğinde konuyu ulusal ve uluslararası gündeme taşıyacak şekilde tepki ve uygulamalarımız yapılmış ve yapılmaktadır.
 
Bu bağlamda; Yunanistan’ın gayri hukukî olarak Ege’de Aidiyeti Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar (EGAYDAAK) üzerinde yaptığı kışkırtmalar asla karşılıksız bırakılmamaktadır.
 
Ege’de açık deniz alanlarının kaybına izin vermemek için karasuları genişliğinin artırılamayacağı yönündeki duruşumuz da kararlılıkla sürdürülmektedir.
 
Keşif gözetleme faaliyetlerindeki etkinliği artırmak maksadıyla envantere kazandırılan Operatif İnsansız Hava Aracı ANKA ve BAYRAKTAR ile Ege ve Doğu Akdeniz’de etkin bir kaplama alanına ulaşılmıştır.
 
Son yıllarda Ege’de deniz güvenliği bakımından ön plana çıkan düzensiz göç sorunu, kolluk kuvvetlerinin denizde ve karada aldığı tedbirlerin 2016’dan bu yana Deniz Kuvvetlerimiz tarafından da desteklenmesiyle kontrol altına alınmıştır. Bu kapsamda, Deniz Kuvvetlerine ait gemiler tarafından 2018 yılı içerisinde tespit edilen 5 ayrı olayda 187 düzensiz göçmen yakalanmıştır. Ayrıca 2018 yılı içerisinde Ege ve Akdeniz’de 9 ayrı olayda kaybolan düzensiz göçmenlerin arama kurtarma faaliyetlerine iştirak edilmiştir. Düzensiz göçün önlenmesinde yakalanan yaklaşık %96 oranında başarıya rağmen Yunanistan’ın bu sorunu AB ve NATO nezdinde ön plana çıkarma gayretleri tamamen siyasi ve fırsatçı nitelikte olup, gerçekle ilgisi bulunmamaktadır.
 
Deniz güvenliğine yönelik olarak sayılan tehdit tiplerinin neredeyse tamamını barındıran Akdeniz’de ise güvenlik denklemi çok boyutlu ve çok aktörlü yapısıyla oldukça girift bir durum arz etmektedir. Suriye’deki iç savaş ve bunun yansıması olarak terör tehdidi ve göç akınları, Filistin’de devam eden çatışmalar ve Libya’da süregelen istikrarsızlığa deniz yetki alanlarının paylaşımı mücadelesi ve çok uluslu petrol firmalarının da eklenmesiyle Akdeniz’de deniz güvenliği oldukça karmaşık bir hal almıştır.
 
Bu sorunlar arasında geçmişi ve geleceğe yönelik yansımaları ile deniz yetki alanlarının paylaşımı öne çıkmaktadır. 21. yüzyılın başından itibaren deniz yatağının daha derin yerlerinin işletilebilir hale gelmesiyle birlikte Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları da ekonomik hale gelmiş, bu durum kaynak arayışı içerisinde olan bölge ülkeleri için yeni fırsatlar ve beraberinde riskler oluşturmuştur.
 
AB’nin de desteğini alan Yunanistan ve GKRY bu durumdan ve bölgedeki siyasi iklimden istifade ederek 2000’li yılların başından itibaren Doğu Akdeniz’i aralarında paylaşma ve Türkiye’yi Antalya Körfezi ile kısıtlı bir alana hapsetmeye yönelik girişimlerine başlamıştır.
 
Mısır ile 2003 yılında hukuka aykırı bir sınırlandırma antlaşması yapan GKRY, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’nin haklarını yok sayarak 2 Nisan 2004 tarihinde,
2003 yılından geçerli olmak üzere, sözde Kıbrıs Cumhuriyeti adına MEB ilanında bulunmuştur. Bilahare benzer antlaşmalar 2007 yılında Lübnan, 2010 yılında ise İsrail ile yapılmıştır.
 
Bu girişimlerin devamında 2007 yılından itibaren ilan edilen sözde MEB içerisinde belirlenen ruhsat sahalarında araştırma ve sondaja yönelik 3 tur ihale açılmış, bu sahalarda çok uluslu şirketlere bu faaliyetler için ruhsatlar verilmiştir. Kalan ruhsat sahalarının da pazarlanmasına yönelik devam eden çabaları hep birlikte izlemekteyiz.
 
Ayrıca, GKRY’nin hukuk dışı ve mesnetsiz iddialarının yanı sıra Yunanistan'ın Girit, Kaşot, Kerpe ve Meis adalarını birleştiren hattı esas alarak Mısır ve Libya ile münhasır ekonomik bölge sınırı çizme çabaları da sürmektedir.
 
Yunanistan, normal şartlarda, uluslararası deniz hukuku ilkelerine ve mahkeme kararlarına göre, karasuları dışında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeye sahip olamayacak bu adaları öne sürerek, Doğu Akdeniz’de hak iddia etmeye ve pazarlık inisiyatifi geliştirmeye çalışmaktadır.
 
Türkiye tarafından da kıyıdaş ülkelerle deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda belirli bir aşama sağlanmış olmakla birlikte, dönemin bölgesel siyasi iklimi, Arap Baharının ortaya çıkardığı ve halen tam olarak ortadan kalkmayan siyasi istikrarsızlık bu antlaşmaların imzalanmasını geciktirmiştir.
 
Bununla birlikte sözde Seville Haritası olarak anılan ve Türk deniz yetki alanlarını Antalya Körfezi açıklarındaki çok kısıtlı bir alana hapsetmeyi öngören hepinizce malum haritalar karşısında, Türk deniz yetki alanlarının sınırları tüm dünyaya ilan edilmiş, Kıbrıs Adası’nın batısındaki haklarımız kıta sahanlığı sınırlarımızı açıkça belirtecek bir şekilde BM nezdinde kayıt altına alınmıştır. Bugün Türkiye’nin Girit güneyindeki bölgede hakları olduğunu bütün dünya bilmektedir.
 
Bu vesile ile Yunanistan’ın, GKRY ve Mısır ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusundaki girişimlerini akamete uğratacağı cihetle Türkiye ile Libya arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılması için bir anlaşma imzalanmasının önemine dikkatinizi çekmek isterim.
 
Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 2010 yılında, Başbakanlığı döneminde Libya lideri ile bizzat görüşülmüş ve mutabakat sağlanmış olmasına rağmen süregelen iç savaş nedeniyle ilerleme sağlanamamıştır. Libya’da kısmen istikrar sağlanmasıyla tekrar hız kazanan görüşmelerin en kısa sürede bir antlaşma ile taçlandırılacağına inanıyorum.
 
Bunlara ek olarak; tüm ikazlarımıza rağmen Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin haklarını hiçe sayan uygulamaları sürdüren GKRY’nin tek taraflı eylemlerine karşı da uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızın korunması için bazı tedbirler alınmıştır. Bunların başında 2011 yılında KKTC ile imzalanan kıta sahanlığı sınırlandırma antlaşması ile KKTC ve Türk Bakanlar Kurulu kararlarıyla TPAO’ya verilen ruhsatlar ve bu sahalarda yapılan araştırma faaliyetlerini sayabiliriz. Artan imkân kabiliyetlerimize bağlı olarak yakın zamanda bu sahalarda sondaj faaliyetlerinin yapıldığını ve müspet sonuçlara ulaşılacağını da hep birlikte göreceğimizi ümit ediyorum.
 
Doğu Akdeniz’de deniz güvenliğinin sağlanması ve uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerimizin korunması noktasında daha önceki dönemlerde örneği görülmeyen devlet uygulamaları Deniz Kuvvetlerimiz tarafından kararlılıkla icra edilmiş ve edilmeye de devam edilmektedir.
 
Yunanistan ve GKRY tarafından gerek Türkiye, gerekse KKTC deniz yetki alanlarında yürütülmek istenen izinsiz araştırma faaliyetleri ilgili kurumların işbirliği ile engellenmiştir. Yabancı devletlerin deniz yetki alanlarımızdaki hukuk dışı faaliyetlerinin engellenmesine yönelik ilk devlet uygulaması 2002 yılında icra edilmiş, Akdeniz Kalkanı Harekâtının 2006 yılında başlatılmasıyla ülkemizin kararlılığı sürekli hale getirilmiştir. İlk devlet uygulamasının yapıldığı 2002 yılından itibaren, çoğunluğu Akdeniz Kalkanı Harekâtı kapsamında olmak üzere, 2016 yılına kadar 14 yılda toplam 14 geminin faaliyeti engellenmiştir.
 
Bu noktada dikkatinize sunmak istediğim bir husus var. 14 yılda 14 geminin ikaz edilmesi/engellenmesi faaliyetimize karşılık 2017-2018 döneminde, yani sadece son 1 yıl içerisinde deniz yetki alanımızda izinsiz araştırma faaliyetlerinde bulunmaya çalışan farklı ülkelere ait 6 araştırma gemisi uyarılmış ve belki de en önemlisi sondaj yapmak üzere gelen bir gemi fiilen engellenmiştir. 2018 yılında Türk Deniz Kuvvetleri tarafından uluslararası hukuka uygun olarak gerçekleştirilen bu fiili devlet uygulaması Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir sondaj faaliyetinin engellenmesi olarak tarihe geçmiştir.
 
Bahse konu faaliyetler ile Cumhuriyet tarihinde görülmediği kadar deniz yetki alanlarımıza sahip çıkılmış ve izinsiz girişimler kararlılıkla önlenmiştir. Bu önlemler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerinin korunması için gösterdiği ve göstereceği kararlılığın en somut örnekleri olmuştur.
 
Gerek Türkiye ve KKTC’nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarının korunması, gerekse Ortadoğu ve Kuzey Afrika kaynaklı diğer risk ve tehditler bakımından önümüzdeki dönemde de Doğu Akdeniz’in Türk Deniz Kuvvetleri için öncelikli harekât alanlarından biri olacağı açıktır. Bölgedeki faaliyetlerimiz Akdeniz Kalkanı Harekâtı çerçevesinde Aksaz ve Mersin’e istinaden 7/24 esasına göre etkinlikle sürdürülmekle birlikte, harekât yeteneğinin artırılması ve maliyetlerin azaltılması bakımından KKTC’de bazı sahil kolaylıkların elde edilmesinin de kritik önemi haiz olduğu değerlendirilmektedir.
 
Ayrıca, bu güne kadar millî olarak sürdürülen Akdeniz Kalkanı Harekâtının uluslararası yapıya kavuşturulması maksadıyla 9 devlet (Arnavutluk, Azerbaycan, Cezayir, Gürcistan, Libya, Lübnan, Pakistan, Tunus, Ürdün) ile görüşmelere başlanmış ve önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
 
Deniz yetki alanlarındaki izinsiz faaliyetlerin engellenmesinin yanı sıra ulusal araştırma faaliyetlerinin müdahaleye uğramaksızın emniyetle tamamlanması için Deniz Kuvvetleri K.lığı tarafından destek ve himaye sağlanmaktadır. Bu kapsamda, Barbaros Hayrettin Paşa araştırma gemimiz 17 Ekim 2018’den itibaren Deniz Kuvvetleri gemilerimiz refakatinde Doğu Akdeniz’de araştırma faaliyetlerine başlamış, Yunanistan’ın engelleme girişimlerine müsaade edilmemiştir.
 
Sunulan bu genel durum içerisinde Türk Deniz Kuvvetleri olarak deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik faaliyetlerimiz artarak devam etmektedir. Özellikle Deniz Güvenlik Harekâtları kapsamında icra edilen; Denizde Durumsal Farkındalığın Desteklenmesi, Seyir Serbestliğinin Sağlanması, Denizde Terörizmle Mücadelenin Desteklenmesi, Kitle İmha Silahlarının (KİS) Yayılmasının Önlenmesi, Denizde Denetim Harekâtı, Kritik Altyapıların Korunması, Denizde Bölgesel Güvenlik Kapasite İnşasına Katkı Sağlanması görevlerinde Deniz Kuvvetleri unsurlarının sağlayacağı katkı, deniz harekât ortamının güvenlik ve emniyetini sağlaması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu kapsamda; 2018 yılı içerisinde çevre denizlerimizde yılın neredeyse 365 günü varlık gösterilmiştir. (Akdeniz 363, Ege 350 ve Karadeniz 276 gün.) Ayrıca, ülkemizin çıkarlarını her ortamda korumak üzerine kurulu olan stratejimiz, icra edilen fiili atışlı tatbikatlar ile de desteklenmektedir.
 
15 Temmuz hain darbe girişiminden öncesi döneme göre halen icra edilen tatbikat ve harekât faaliyetlerinde %20-25’lik artış meydana gelmiştir. Bu harekât temposu Deniz Kuvvetlerinin Mavi Vatanı korumadaki kararlılığını ve yoğun faaliyetlerini açıkça ortaya koymaktadır.
 
Türk Deniz Kuvvetleri; bir kısmı tarihte ilk olan bu önemli ve kapsamlı faaliyetleri icra ederken; NATO’da da etkin bir rol üstlenmeye devam etmiştir. BM, NATO, AB ve uluslararası/ikili anlaşmalar çerçevesinde başta K.K.T.C. olmak üzere yurt dışında Barışa Destek Harekâtı ve dost silahlı kuvvetlerin eğitimlerine katkı sağlanması kapsamındaki uluslararası harekât ve faaliyetlere iştirak edilerek varlık ve sancak gösterilmiştir.
 
NATO’nun caydırıcılığının simgesi olan, fırkateyn ve mayın gemilerinden oluşan Daimi Deniz Görev Gruplarına da en çok katkı veren ülkeler arasındayız. Türk Deniz Kuvvetleri icra edilen NATO ve uluslararası görevlerde 29 NATO üyesi içerisinde;
 
*          Savaş gemilerinden oluşan üç farklı NATO Daimi Deniz Görev Grubunun tamamına aynı anda katılım sağlayabilen tek ülke,
*          NATO Daimi Deniz Görev Grubu görevlerine en fazla katkı veren üçüncü ülke,
*          NATO Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Deniz Görev Grubu görevlerine en fazla katkı veren ikinci ülke,
*          Deniz Muhafızı Harekâtına en fazla katkı veren ülke konumunda yer almıştır.
*          2018 yılı içerisine NATO Deniz Komuta Kontrol Bilgi Sistemi (MCCIS)’ne girilen temas bilgilerinin yüzde 30’u tarafımızdan sağlanmıştır.
 
NATO’nun deniz faaliyetlerine verilen destek ile ilgili veriler bir bütün olarak ele alındığında; Türk Deniz Kuvvetlerinin NATO’nun deniz faaliyetlerine destek veren ülkeler arasında başat bir konumda yer aldığı, Avrupa-Atlantik güvenlik hattının korunmasında, NATO’nun denizde varlık göstermesinde NATO’nun birlik ve beraberliğinin muhafazasında çok önemli bir rol üstlenmekte olduğu görülmektedir.
 
Tüm bunlara ek olarak, Kuzey Kutbu’ndan Hint Okyanusu’na kadar tüm dünya denizlerinde şanlı bayrağımızı dalgalandırılarak küresel güvenliğe katkı sağlanmıştır. Geçtiğimiz yıl 27 ülkeye yapılan 111 liman ziyaretiyle müttefiklerimiz ile dostluk ve işbirliğimiz pekiştirilmiştir.
Değerli katılımcılar, son olarak geçtiğimiz ay Türkiye’nin bölgedeki oyun kurucu rolünü perçinleyen, Türkiye’yi hesaba katmayan girişimlerin neden akamete uğrayacağını gösteren bir tatbikat icra edilmiştir.
 
Türk Deniz Kuvvetleri tarihinde bir ilk olan Mavi Vatan Tatbikatı, 27 Şubat-08 Mart tarihleri arasında ülkemizi çevreleyen üç denizde, eş zamanlı olarak, 462 bin kilometre karelik Mavi Vatanımız ve uluslararası sularda icra edilmiştir. 103 gemi ve 19 bin personelin katıldığı tatbikatta, denizlerimizdeki hak ve menfaatlerimizin korunması hedefi doğrultusunda milli çıkarlarımızın gözetilmesine yüksek katkı sağlanmıştır.
 
Mavi Vatan tatbikatının icrası ile özellikle küresel ilginin odağında yer alan Doğu Akdeniz’de, enerji jeopolitiği ve deniz yetki alanları paylaşımı konularında bölgede çıkarı bulunan bölge içi ve dışı aktörlere devletimizin öngörülü ve kararlı tutumu ile sert gücü gösterilmiştir.
 
Mavi Vatan Tatbikatı kapsamı, iştirak eden kuvvetin büyüklüğü, zamanlaması, sevk ve idaresi bakımlarından başta Yunanistan-GKRY ikilisi olmak üzere, küresel ve bölgesel aktörler tarafından yakından izlenmiş, 34 farklı ülke basınında yer alan tatbikat devletimizin “güç gösterisi” olarak yorumlanmıştır.
 
Ayrıca Mavi Vatan Tatbikatı kapsamında, 68 gemimiz 33’ü yurt içi olmak üzere toplam 40 limana ziyarette bulunmuştur. Deniz Kuvvetlerimizin tarihindeki en fazla sayıdaki liman ziyareti ile de öne çıkan Mavi Vatan Tatbikatı “ordu-millet dayanışmasına” emsalsiz bir katkı sağlamıştır. Sonuç olarak, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra FETÖ ile mücadeleyi kararlılıkla sürdüren Türk Deniz Kuvvetlerinin, hainlerden arındıkça daha da güçlendiğini açıkça gösteren Mavi Vatan Tatbikatında;
 
- Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve Deniz Kuvvetlerimiz gücünü ve kararlılığını göstermiş,
 
- Yerli ve milli savunma sistemleri denenerek gerçek mermilerin kullanıldığı harp ortamını yansıtan harekât eğitimleri başarıyla icra edilmiş,
 
- 462 bin kilometrekarelik Mavi Vatanımızdaki hak ve hâkimiyetimiz pekiştirilmiş, çevre denizlerimize yönelik hassasiyetlerimiz açıkça ortaya konmuş,
 
- Devletimizin çevre denizlerimizde özellikle Doğu Akdeniz’de sürdürdüğü öngörülü ve kararlı stratejiler kapsamında enerji jeopolitiği, deniz yetki alanlarının paylaşımı ve Kıbrıs sorununun çözümünde durum üstünlüğü elde etmemize vesile olmuştur.
 
Mevcut kuvvet yapısı ve üstün harbe hazırlık seviyesi ile Türk Deniz Kuvvetleri, çevre denizlerimizde deniz güvenliğinin tesisi ile hak ve menfaatlerimizin korunmasına etkin ve kararlı bir şekilde devam etmektedir.
 
Önümüzdeki yıllarda çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG ANADOLU’nun hizmete girmesiyle kazanılacak kuvvet aktarımı yeteneğiyle gücüne güç katacak Deniz Kuvvetlerimiz, milli gemi ve denizaltı projelerinin bir bir hayata geçmesiyle dünyanın en seçkin denizci devletleri arasında hak ettiği yeri alacaktır.
 
Hepinizi saygı ile selamlarım.
 
 (KEY NOTE SPEAKER) 11 Nisan 2019 Girne KKTC
 
 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4756 ) Etkinlik ( 163 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 67 1687
Avrupa 13 1329
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 497
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2760 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1122
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3281 ) Etkinlik ( 67 )
Alanlar
Türkiye 67 3281

Son Eklenenler