“Ulusal güvenliğin sağlanması, aynı zamanda küresel güvenlik anlamına da gelebilir mi?” Uzun süredir bu sorunun cevabını arayan Amerika Birleşik Devletleri’ne, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi danışmanlarından Zbigniew Brzezinski yazdığı “Tercih: Küresel hakimiyet mi, küresel liderlik mi?” isimli kitabıyla yol gösteriyor. Brzezinski’nin yukarıdaki soruya cevabı kısa:
Çin ve Hindistan’ın, 11 Nisan Pazartesi günü vardıkları bir anlaşmayla yaklaşık kırk yıldan beri üzerinde uzlaşamadıkları sınırlar konusunda prensip itibariyle anlaşmaları, dikkatleri bir kez daha Asya bölgesine çekti. Gerçekte son aylarda Uzakdoğu bölgesindeki gelişmeler, ya da dünyanın diğer bölgelerinde olup da Uzakdoğu ülkelerini hedef alan politikalar nedeniyle bu bölge uluslar arası gündemdemi oluşturmaya devam etmiştir.
ABD’nin Ortadoğu politikasının önündeki en büyük engel olarak duran İran, jeopolitik konumu, Şii mezhebe dayalı devlet kimliği, ABD ve İsrail karşıtı söylemleri ile bölgede kilit ülke konumundadır. Son dönemlerde İran’ın nükleer güç olma yolundaki çabaları bölgede güçlü bir İran istemeyen ABD ve İsrail tarafından tehdit olarak algılanmaktadır. Bu çalışmada İran’ın nükleer programı ve uluslararası sistemdeki yansımaları ele alınacaktır.
Kuzey Kafkasya’da son günlerde Çeçen direnişinin liderlerinden Aslan Mashadov’un ölümü ve Çeçen direnişinin akıbeti tartışılıyor. Şu an dünya basınına da damgasının vuran konu üzerine uluslararası kamuoyundan Rusya’ya büyük tepkiler geliyor.

1998 yılında Roma’da düzenlenen konferansa katılan çok sayıdaki devletin imzaladığı Roma Statüsü’nün beş yıl gibi kısa bir süre içinde 60 ülke tarafından onaylanmasıyla resmen 2003 yılında faaliyete başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) henüz varlığı ciddi anlamda hissedilmese de ABD ile AB arasında gerginliğe neden olmuş durumda.

Irak Savaşı sürecinde bozulduğu açık bir şekilde gözlenen AB-ABD ilişkilerinde yumuşamayı sağlamak adına ilk üst düzey ve somut girişim, Avrupa’yı süreçte dışlamakta hiç tereddüt göstermeyen ABD’den geldi. Dışişleri Bakanı Rice’ın görevine başlar başlamaz Avrupa’ya gitmesi, hemen ardından da bizzat Başkan Bush’u Rice’ı takip etmesi bunun en önemli göstergesi.
ABD’nin İran ve Suriye’yi Büyük Ortadoğu Projesi adı altında kontrol etme çabaları insan hakları konusunda yeni soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. Amerika’nın yüzyıllardır savunuculuğunu yaptığı insan hakları konusunda özellikle 11 Eylül sonrası yaşanılan gelişmeler, ABD’nin insan haklarına bir tehdit oluşturmasına yol açmıştır.

Özellikle son bir aydır Türkiye gündemini yoğun bir şekilde işgal eden konuların başında Amerika’nın Türkiye politikalarında bir değişiklik olup olmadığı konusu gelmektedir.

Geçtiğimiz hafta boyunca İran diplomasisi oldukça hareketli günler yaşadı. Hatemi’nin batı Afrika’nın yedi ülkesini kapsayan ve on gün süren gezisinin hemen ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Kerzay birer gün arayla İran’a geldiler.

Kapitalist üretim, doğası gereği eşitsizlik ilişkisi üzerine temellenir. Kapitalizmin ulus-devletle özdeşleştiği 19.yy’da bu eşitsizlik ilişkisi, işçi sınıfı ve burjuva sınıfı arasındaki ayrımda kendini gösterirken bugün ekonominin küreselleşmesi, aynı eşitsizlik ilişkisini de küreselleştirmiştir. Zira sermayenin küreselleşmesi karşısında tüm dünyada sosyal politikalar aynı oranda küreselleşememekte ve ihmal edilmektedir.

George W. Bush, 2004 yılının Kasım ayı başında yapılan seçimlerde yeniden seçilmesinin ardından hiç vakit kaybetmeden Irak’ta şiddeti yeniden tırmandırdı. Herkesin malumu olan Felluce saldırıları Bush’un yeni dönemdeki politika davranışlarının nasıl olacağı yönünde ilk ipuçlarını da veriyordu.

17 Aralık’ta AB ile müzakere tarihi alınması ile kısmen rahatlayan dış politika yapıcılarını önümüzdeki yıl sıkı bir gündem beklemekte. Türk dış politikası artık klasik bürokratik mekanizma ve kişilerin dışında ciddi bir sivil altyapıya sahip. Hem bürokratik, hem de sivil seviyelerde yakalanan dinamizm ve çok boyutluluk, bölgesel ve uluslar arası gelişmeler ile beraber ele alındığında uzun süreli bir dinginliğin yaşanamayacağı ortada.

Amerikan askerlerinin Irak’ta, özellikle de geçtiğimiz günlerde operasyonlarını yoğunlaştırdığı Felluce’de yaptıkları, tabii olarak gerek Türk gerekse dünya kamuoyunda tepkilere neden oldu. Resmi sıfatı olan kişiler de bu tepkilere katıldı. Gerçi gerek hükümetlerin gerekse üst düzey devlet adamlarının Irak’ta yaşanan trajediye yeterince kararlı ve sert bir karşılık vermediği çok açık.

Batı tarafından desteklenen, Yuşenku ile Rusya tarafından desteklenen Yanukoviç arasındaki Ukrayna seçimleri üzerine olan çekişme, Batılı medya tarafından demokrasi güçleriyle otoritarizm arasındaki basit bir mücadele olarak sunulmuştur. Fakat bu çekişmenin demokrasiye karşı otoritarizmle hiçbir ilgisi yoktur.

Fener Rum Patrikhanesinin hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Havari Andre`nin Bizans`ta ilk defa İncili yaydığı söylenmektedir. Constantinople, Bizans`ın merkezi olduktan sonra havari Andre 3 Mart 357 tarihinde şehrin ilk ermişi olmuş, dördüncü yüzyılın sonunda Aziz Gregoire Ortodoksluğu Bizans`a yerleştirmiştir.

Büyük Ortadoğu coğrafyasında hiçbir ülke Türkiye kadar çok boyutlu ve dinamik bir dış politika izlemek zorunda değil. 11 Eylül ve Irak savaşı sonrası bölgesel ortam bir anlamda Türkiye için bir yarışın startını veren gelişmeleri doğurdu.

2 Aralık 2004’te Saraybosna’da düzenlenen bir törenle 1996 Dayton Anlaşması uyarınca konuşlanan NATO Barış Koruma Gücü SFOR (İstikrar Gücü)’nü AB Ordusu devraldı. Kod adı Althea olan AB Barış gücü operasyonunun komutasını da İngiliz General David Leakey üstlendi. 7000 kişilik AB Barış Gücü, ilk kez Mart 2003’te Makedonya’daki polis güçlerini konuşlandıran AB’nin ikinci görevi.

29 Kasım’da, dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan on altı Asya ülkesinin (Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile birlikte ASEAN ’ı oluşturan on ülke), hükümet ve devlet başkanlarının Lao PDR ’nin başkenti Vientian ’da bir araya gelmeleri, araştırmacıların “küreselleşme sürecinde yeni aktörlerin belirmekte olduğu” yönünde yorumlarına neden oldu.
ABD’deki Başkanlık seçimlerinin yapılmasının üzerinden yaklaşık üç hafta geçmesine rağmen bu ülkenin geleceğe yönelik stratejilerine dair farklı politik ve ekonomik yorumlar yapılmaya devam ediliyor. Bu yorum ve tartışmaların odak noktasını, petrol fiyatlarının artmaya devam etmesi, Dolar’ın değerinin düşmesi ve Euro’nun Dolar karşısında değerinin artması oluşturmaktadır.

Amerikalılar ile birlikte bütün dünyanın merakla beklediği Amerikan Başkanlık seçimleri sonuçlandı. 2000 yılındaki kadar olmasa da çekişmeli geçen seçimleri George W. Bush kazandı ve 2008 yılı sonuna kadar Beyaz Saray’da kalma vizesi aldı.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili yorumlar Aralık ayı yaklaşırken artmakta. Bu konuyla ilgili en önemli gelişme Ekim ayı başında açıklanan Komisyon raporu ve tavsiye kararıdır. Yaşanan diğer gelişmelerden önce Komisyon raporu üzerinde durmakta yarar var. Bu raporun olumlu yanları olduğu kadar tartışmalara yol açabilecek yönleri de görülmektedir.

Eylül ayında Paris’te Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün düzenlediği toplantıda Avrupa güvenlik bürokrasisi ve uzmanlarından oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada Javier Solona’nın en fazla zorlandığı konu Irak kriziydi. Avrupa’nın Irak politikasının ne olduğu sorusunun cevabını tartışma kısmına bırakıyordu.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4760 ) Etkinlik ( 163 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 67 1690
Avrupa 13 1329
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 498
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1125
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3284 ) Etkinlik ( 67 )
Alanlar
Türkiye 67 3284

Son Eklenenler