Körfez ülkeleri petrol gelirlerine sahip olana dek, Arap yarımadasındaki ekonomik faaliyetler hac gelirleri, tarım, hayvancılık, yarımada içerisinde kervan ticareti ve sahilde inci avcılığı ile sınırlıydı. 1930’lu yıllardaki ekonomik bunalım nedeniyle hac ve inci gelirlerinde büyük düşüş görülmüştür. Japonya’da başlayan suni inci üretimi, inci üretiminden ve ticaretinden elde edilen gelirlerin iyice düşmesine neden olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğunun ardından Ortadoğu coğrafyası batılı ülkelerin sömürgesi ya da etki alanı haline gelmiştir. Batılı ülkeler etki alanlarında kalan ülkelerdeki mevcudiyetlerini sürekli hale getirmek için “böl - yönet” yöntemini uygulamışlar ve bölgeyi pek çok yapay devlete bölmüşlerdir.
Soğuk Savaş döneminde küresel ve bölgesel ölçekte kendine biçilen rolü izlemekten öte pek fazla bir şey ifade etmeyen Türk dış politikası Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bir durgunluk ve farklı ideolojik bakış açıları arasında gidip gelen bir manzara arz etmiştir.
Osmanlı’nın modern diplomasi ile tanışmasından itibaren imparatorluğun çöküşüne dek üç farklı ideoloji hakim olmuştur: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Aslında bu üç düşünce akımından her birinin imparatorlukta etkili olmasının tek bir temel nedeni bulunmaktaydı: pragmatizm, yani dağılmakta olan imparatorluğu bir arada tutma ve bunalımı aşma ihtiyacı.

Pakistan nükleer güç olmanın yanında Orta Asya, Ortadoğu ve Hint Okyanusu üçgeninde önemli bir bağlantı noktası olması itibariyle stratejik bakımdan son derece önemli bir konumda bulunmaktadır.

On yıl önce disiplinsiz bir karmaşa ve kargaşa ülkesi niteliğinde olan Rusya, bu gün aşırı disiplinin hâkim olduğu ve özgürlüklerin kısıtlandığı, tüm yetkilerin Kremlin’in elinde toplandığı bir ülke haline gelmiştir. İçerde siyasi disiplini bir dereceye kadar sağlayan ülke SSCB’nin dağılması sonrasında Kafkaslarda ve Orta Asya’da ortaya çıkan güç boşluğunu yeniden doldurma yolunda önemli mesafe kat etmiştir.
Bazı batılı yorumcular petrol fiyatları ile demokratik özgürlükler arasında ilgileşim kurmaya çalışmaktadırlar. Bu yorumcular İran’da Ahmedinecad, Rusya’da Putin, Venezüella’da Chavez gibi otoriter liderlerin iktidara gelmesi, Nijerya devlet başkanının görev süresini uzatmaya çalışması,
Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal ettiği,İran’da islami bir devrimin gerçekleştirildiği, Mısır ve İsrail arasında Camp David anlaşmasının imzalandığı, 1973 petrol kriziyle birlikte dörde katlanan petrol fiyatlarının düşüşe geçtiği bir ortamda kurulan Körfez işbirliği Konseyi (K‹K) dışarıda İran ve Irak gibi tehditlere birlikte karşı koymayı...
Irak’ın işgal edilmesinin ardından geçen sürenin beşinci yılını henüz doldurduğu günlerde, ABD Devlet Başkan Yardımcısı Dick Cheney Türkiye başta Türkiye ve Irak olmak üzere, Ortadoğu ülkelerine bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD başkanlık seçimlerinin yaklaşmakta olduğu ve konu ile ilgili tartışmaların kızıştığı bir dönemde yapılan ziyaret, Afganistan sorunu, Irak’ın güvenliği,
ABD Başkanı Bush sekiz yıl süren başkanlığı döneminde ilk –ve muhtemelen son- kez Suudi Arabistan’ı ve diğer bazı Körfez ülkelerini ziyaret etti. Bush’un Körfez ülkeleri ziyareti Mısır, İsrail ve Filistin gibi ülkeleri de kapsayan daha geniş Ortadoğu ziyaretinin bir parçasıydı.
18. yüzyıl sonlarından itibaren İngiliz himayesine giren ve 20. yüzyılın başları ile son çeyreği arasında tek tek bağımsız olan Körfez ülkeleri yakın zamana kadar ABD dostu ve müttefiki ülkeler olarak bilinmekteydiler. Bu dostluk ve ittifak ilişkisi halen devam etmekle birlikte,
Suudi Arabistan Kralı Abdullah 28 Ekim – 10 Kasım 2007 tarihleri arasında İngiltere, Vatikan, Almanya ve Türkiye’yi kapsayan bir Avrupa gezisi gerçekleştirdi. Kral Abdullah’ın son Avrupa ziyareti sırasında son derece ilginç manzaralar ortaya çıktı. Kral Abdullah İngiltere, Almanya, İtalya ve Türkiye ziyareti sırasında oldukça karmaşık ve ağır sorunları tartışmaya açtı.